Vampircik Sözlük ve Türkiye’deki sözlük patlaması!

Açılalı iki yıldan fazla oldu bu sözlük. Kuruluş amacını çoğu yerde anlatıp durduk, her gün daha da geliştirdik. Fakat ilk defa hakkında genel bir yazı yazma imkanım olduğunu fark ettim.

Türkiye’de “internet sözlüğü” kavramı basit anlamda bir “çevirici” anlamından ziyade, “her konu hakkında özgürce yorum yapabilme” anlamına geliyor.

Bu, yeni yeni duyulan ve çoğu kişi tarafından yanlış anlaşılmış bir kavram olan web 2.0′ın temel kavramına denk geliyor. Yani ekşi sözlük bu kavramı bundan sekiz yıl önce ortaya atmış aslında.

Günümüze dönecek olursak artık her yerde, her konuda bir sözlük olduğunu fark ediyoruz. Dikkat edenler çoğunun aynı altyapıya sahip olduğunu fark edeceklerdir. Herkes bunun nasıl yayıldığını meak ediyordur diye düşünüyorum. Bu yayılmanın kaynaklarından biri olduğum fakat bu güne kadar çok da önemsemediğim bu konuyu özetlemek isterim.

Vampircik.com başta asp ile yapılandırılmış idi. Fakat windows hosting ücretlerinin yüksek olması ve kodların tarafımızdan yazılmamış olması bizi “ücretli bir sözlük” satın alma yoluna soktu. Biz de bu konuyu araştırdık, ettik ve şimdiki sistemin özünü satın aldığımız freelancer bize bu sözlüğü “trislem.net” üzerinden test ettirdi. O zamanlar kimsenin oturup sözlük yazacak vakti ve yeterli donanımı olmadığı için biz bu sözlüğü alıp üstüne geliştirme yapmayı düşündük, yaptık da.

İşin komiği sözlüğü aldığımız freelancer, bu işi çok sevdi. Her ne kadar sistemi kullanmayacağını söylemiş olsa da bu işe devam etti ve hala etmekte, nacizanebilgi.com adresinden trislem.net’in son halini görebilirsiniz.

Daha sonraları ise bize sattığı kodların bir şekilde “warez” ortamına düşmesi ile, kendisi bu kodları “hazır sözlük” adı ile “open source?” olarak internete sundu ya da sunmak zorunda kaldı diyelim. Böylece ortaya oldukça gelişmemiş, veritabanı kısmı berbat bir şekilde tasarlanmış, her şekilde açık kaynaklı kod mantığından uzak tertipsiz ve düzensiz bir kod ve bunun sonucunda da yüzlerce klon ortaya çıktı. Ayrıca kodu satın aldıktan sonra öğrendik ki bu kodlar esasında netsozluk.net tarafından geliştirilmiş.

Belki bunu reddedebilir bazı kişiler, kendileri bilirler. Herkes hata yapabilir, keşke vaktimiz olsa idi de biz kendimiz kendi sözlüğümüzü yazabilseydik diye düşünmüyor değilim. Zira iyi planlanmamış bir projenin çokça büyüdükten sonra düzenlenmesinin ne kadar zor olduğunu şu günlerde yaşıyor ve sırf bu yüzden tamamen sıfırdan kendi sistemimizi hazırlıyoruz. Her şeyden öte, mantıklı düşünen herkesin bu olayın doğru olduğuna inanacağına eminim, ne yazık ki Türkiye’de internet işleri böyle dönüyor(muş). Biz de yaşayarak öğrendik.

Bunun dışında, ne yazık ki Türkiye’de açık kaynaklı programlama yok. Hala açık kaynak Türkiye’de “beleş” ya da “kırılmış, nulled, riped” gibi kavramlarla beraber anılıyor. Oysa ki bu böyle midir? Ya da neden bu denli internetin yoğun kullanıdlığı, internet sitesi sayısının çok olduğu, pek çok projenin geliştirildiği Türkiye’de kendini ispatlamış bir “open source” proje yok?

Bir bilgisayar mühendisi ve internete emek vermiş, en azından open source olan birkaç proje * denemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, insan saatlerce verdiği emekten sonra hala saygısızlık görüyor ise elbette bir firmaya girip işi ile saygı görmeyi tercih edebiliyor.

Vampircik.com hakkında konuşmam gerekirse; sözlük amaçladığımız yolda ilerledi. Artık ikiyüzbin tanımı devirdi. Bundan sonra biz eski ekşi sözlük yazarlarının alışmış olduğu konseptten sıyrılıp, kendi konseptinde yürüyeceği, kendi framework’ünün yazıldığı, web 2.0′ın getirdiği her kuralın özüne inilerek kullanıcı dostu ve kullanıcılarının iş birliği ile çok daha farklı bir “diyar” olacağı müjdesini verebilirim. İstiyordum ki framework’ü open source olsun. Fakat bunca şeyden sonra, internetin profesyonel bir ortamdan ziyade “köşeyi dönmek için tercih edilmiş bir mekan” olarak görülmesi sebebiyle bunun gerçekleşmeyeceğini üzülerek söylemeliyim. Vampircik altyapısı hala bilgisayarim.org üstünden satılmakta, bunun sebebi vampircik sözlük ihtiyaçlarını karşılamak ve en azından sözlük açmak isteyenlere makul fiyatlarla hatasız ve profesyonel bir hizmet sunmak.
Hürmetler.

* Denemiş olduğumuz açık kaynaklı yazılım için; Php Yıllık

Kepler Havaya

Evet sonunda beklenen gün geldi. Beş yıl boyunca gelmez sandığımız mezuniyet gerçekleşti. Tezimi sundum, teslim ettim. Tezimi sevdiğim alan olan internet üstünde geliştirdim. Temmuz ayı ortalarında ne olduğunu kendiniz göreceksiniz.

Bu blog umarım mühendisliğe giden yolda sizlere faydalı olabilmiştir. Çok daha aktif olmayı, çok daha fazla makale yayınlamayı isterdim ancak bu kadarı elimden geldi. Bu günden sonra bilgisayar mühendisliği dışında, profesyonel olduğum ve hakkında uzun süredir sustuğum pek çok konu hakkında yazılarımı yazmaya devam edeceğim.

Görüşmek üzere.

Öss, En Büyük Yanılgılar, Tavsiyeler

Bazen ben de sıkılıyorum, diyorum kendi kendime nasıl bir makale arşivi oluşuyor yahu burada diye. Kendimin bu kadar sıkıcı olabileceğini hiç düşünmemiştim, ama dönüp bakıyorum ancak bu kadar tek düze olunur. Belki bundan sonra farklı makaleler yazarım kim bilir. Fakat bu makaleye önem veriyorum, gerekli görüyorum.

Derin nefes alın, bu yazı herkes gibi öss tokatı yemiş eski bir öss gazisi tarafından yazılmıştır.

Nereden başlasam acaba. Ailelerin endişeleri ve bunlar sonucu ortaya çıkan çocuğa garip davranma hadisesi mi? Yoksa çocuğun hayatın ilerisini göremeyişi mi?

Direk gireyim en iyisi. Öğrenci garip bir mahlukattır. Doğumundan itibaren her zaman onun yanında olduğunu, hep onun için en iyisini düşündüğünü belirten ebeveynleri vardır. Hayatının bir bölümünü dahi planlamışlardır, şurada yatacak, şurada okuyacak, şu mesleğe sahip olup şu ailenin kızıyla evlenecek, şu kadar çocuk yapacak vs vs.

Lise öğrencisi ise daha farklıdır. Ergenliği yeni atlatmıştır ve karşısına ona yıllardır anlatılagelen o büyük sınav günleri gelmiştir. Herkes ona dua edip tesbih çekmekte, o ise testler arasında boğuşmaktadır. “Selam sorusuna” “fen bölümüneyim”, “naber sorusuna” “68 net yaptım” cevabını verir hale gelmiştir. Ne var ne yok öss’dir.

Peki hayat bu kadar mıdır? Öss bittikten sonrası? Genel bakış açısı “amaaan, çocuğum iyi puan alsın da gerisi kolaydır.” Herhangi bir ideolojiyi edinmesi gerekmez. “Tek hedef yüksek puan, ileri!”.

Şimdi, elbette yüksek puanı hedeflemek çok güzel bir şey. Fakat bu yalnız başına asla yeterli değildir. Çocuğun karakterini bilen ve buna en uygun mesleği önermesi gereken yine ebeveynleridir. Zira onlar hayat tecrübesi olan, iyi kötü bir şeyler edinmiş kişilerdir. Lakin bu onlara çocuğunu istediği gibi yönetme hakkını vermez. Çocuk diye görülen şahıslar bundan birkaç sene sonra aileleri tarafından “tanınamayacak” insanlara dönüşebilirler. Evet bunu yanlış bir meslek seçimi yapabilir.

Bunun için meslek seçimini yapmadan önce bir öss öğrencisi durup nefes almalı, hayatın bir test olmadığını anlamalıdır. Aynanın karşısına geçip bir tur atmalı, ellerini açıp avuç içlerini incelemeli ve belki de kendisinin de bir “insan” olduğunu hatırlamalıdır. Bundan sonra ciddi olarak zihnini, hayallerini, gücünü saptamalıdır. Kırılgan, sabırsız, insanlarla iletişimi zor olan bir çocuğu sırf ailesi istiyor diye “doktor” yapmak bir felakete yol açabilir, açıyor da. Hayatı bilgisayar karşısında oyun oynayarak geçmiş bir çocuğu da “bilgisayar mühendisliğine” zorlamak büyük bir hata olabilir. Zira oyun ve bilgisayar farklı şeylerdir.

Bu sebeple muhakkak, çocuk ile konuşulmalı, birlikte hareket edilmeli, çocuğa yavaş yavaş karar vermesi gerektiği hatırlatılmalı, acele etmemesi gerektiği söylenmelidir. Ama muhakkak bir hedefe yönlendirilmelidir. Böylece genç yalnızca bir test çözmediğini, aynı zamanda mühendisliğinin temellerini attığını hayal edebilecek, ipi bırakmak yerine daha sıkı tutmaya başlayacaktır.

Buradan son bir sesleniş yapmamız gerekirse;

Ey genç!

Sen birkaç yıl sonra bir ofiste kafanı duvarlara vurabilirsin, ya da bir kimya fabrikasında sıkılarak volta atabilirsin. Mesleğini iyi düşün, zira o sana hep yapışıp kalacaktır. Kazanacağın okul o kadar da önemli değil, puanın da öyle. Sen mesleğine odaklan. Kendine yakışanı ve sevdiğini düşündüğün mesleği bul. Ondan sonrası gelecektir.”

Ey ebeveyn!

Çocuğunu sıkıştırma. Ona güven, ona ilham ver. Gençlikte oturacak yanlış doğrular, bir insanın hayatını mahvedebilir. Ona kendi doğrularını yükleme, ona özgürlük ver, ona seçme hakkı tanı. Ama başıboş da bırakma, muhakkak yol göster ve asla unutma, çocuğun başarısız dahi olsa o senin biricik yarundur. Onu sakın üzme, zira ileride yaptıklarına pişman olacak olan bir tek sen olacaksın.”

Haydi selametle.

Google Adsense Türkiye ve Büyük Ayıbı

İnternette dolaşan herkes muhakkak bir tane google reklamı görmüştür Genelde text tabanlı reklamlar kullanılır, içeriğe göre en uygun reklamı gönderirler yayıncıya. Eğer ki yayın problemi yaşanmaz ise ziyaretçisi çok olan siteler güzel paralar kazanabililer.

Şimdi gelelim dram kısmına;

Uzun zamandır internet sistemleri üzerine çalışmaktayım. Intranet uygulamaların yanında global web siteleri ile de uğraşıyorum. Olabildiğince az kirlilik yapmaya çalıştığım sitelere reklam almamak benim için önemli idi. Fakat “eğer ki bir faydası olacaksa neden ben de Google reklamları kullanmayayım?” diyip birkaç sene önce adsense kullanıcısı oldum. Verdikleri talimatlar ile web siteme reklamlarını iliştirdim.

Eğer ki rakip siteleriniz varsa ve siz Google Premium hizmetinden faydalanmıyorsanız çok heyecanlanmayın. Şanslı iseniz bir ödeme alabilirsiniz fakat genelde ay sonunda banlanırsınız. Size gönderilen sebep ise tektir “geçersiz tıklama”. Yani eğer bir siteye kıl kapıyorsunuz yapmanız gereken tek şey adamların google reklamlarına her gün yüzlerce kez tıklamak. İşte bu! Bu adamlar bir daha google adsense üyesi olamayacak siz de onların iflahını kurutmuş olacaksınız.

Bu nasıl bir mantıktır? En basit reklam sistemleri bile artık ip numarasına göre tıklamayı algılıyor. Gçersiz tık da ne ola ki? Eğer bir ip on kez bir linke tıkladıysa yayıncının suçu nedir? Burada esas suçlu reklam hizmetini sağlayan kişidir. Tek yapması gereken şey ipnin gün içindeki tıklamalarını saymak bir rakamdan sonrakileri iptal etmek ya da yoksaymaktır. Bu gereksiz banlama olayından sıkılan birkaç yazılımcı bir adsense savunması geliştirmişlerdi. Mantığı basitti, ipye göre tıklamaları say belli bir rakamı geçenlere reklamı gösterme.

Google bu savunma mekanizmasını bile banlama sebebi saydı. Ne kadar da kullanıcı dostu bir hizmet! Hepsini geçtim Google o kadar gereksiz ve laubali mailler atıyor ki aklım almıyor. Adamlara mail atıyorsanız cevabı unutun, cevap gelse dahi mantıklı cevabı unutun. Genelde mailleri şöyle başlar: “Bizi sabırla beklediğiniz için çok teşekkürler..” ama gerisi boştur, istediğiniz yanıtı alamamışsınızdır.

Ama Google Adwords öyle değildir. Anında cevabı alır, en güzel spam mailleri kutunuzda görürsünüz. Google Adsense ile ilgili fikirlerinizi belirttiğinizde “aa olmaz öyle şey” derler. Hatta Google Türkiye sorumlusuna bir üniversitede “geçersiz tık” sorusu sorulduğunda “Google böyle saçma bir şey yapmamakta” diyip kıvırmaktadır, nasıl olsa dinleyenlerin çoğu Adsense hakkında bir şey bilmemektedir.

İşte böyleyken böyle. Gereksiz içerik sahibi olan, bir ton hile ile milyonlar kazanan web siteleri google adsense reklamları yayınlayabilirken benim web sitem bir lira dahi kazanamamaktadır. Bu bana göre büyük bir haksızlık ve ayıptır.

Umarım Google Türkiye bir gün bizi anlayacak ve gerekli olanı yapacaktır.

İnternet Sitesi Yaptırmak?

Bedava internet sitesi!

Sizin de bir web siteniz olsun!

5 dakikada web sitesi!,

Vay canına..

Bundan yedi sekiz sene önce her yer böyle idi. Türkiye’de internet anlayışı değişecek sandık, ama hala aynı teraneleri görüyoruz.

Bir kere Frontpage, Dreamviewer gibi programlar ile iki resim koyup, iki font bold eden arkadaşlar web sitesi sahibi olduklarını düşünüyor, hatta kimileri kendilerine bir isim de koyuyorlar; webmaster. Yani öyle aştık ki biz master olduk abi, guru olduk.

Günümüzde internet ve internet sayfalarıyla ilgili diğer bir klişe de “kanun geliyor, site yaptırın, yaptırmazsanız bittiniz” gibilerden tehditvari sloganlarla müşteri kovalama çabaları. Şimdi kimse bu yasanın getirilerini bilmiyor, gelin sitenizi yapalım diyen adamlar da kanunun istediklerini bilmiyorlar. Tek çıkarları iki klavye vuruşu ile hazır template web sitelerinin sloganlarını, paragraflarını değiştirmek ve “tataa” alın size web sitesi. “Ne yani, bir alanadın var, explorera giriyorsun ve karşına bir site geliyor, daha ne istiyorsun.”

Türkiye’de internete global şekilde yaklaşan az kurum var. İnternet kullanıcı ile kullanıcıya seçenekler sunan web sitesini bir göz temasına getirebilen yegane kuvvetli araç. Karşınızdaki sizin her hamlenizi yapmaya hazır, ileri git dersiniz gider, geri dön dersiniz döner. O sizde ise sizden bir şeyler almak ister. Fakat bunu verebilmek, onunla iyi anlaşmak henüz buraların önemli konularından değil. “Bir web sitemiz olsun da itibarımız sarsılmasın” anlayışı oturmuş durumda.

Bir de böyle Flash animasyonları, filmler böyle çicekler böcekler. Yahu, ben bir anahtar firmasının web sitesinden ne bekleyebilirim ? Bunu düşünmek önemli olan. Siz ona animasyonlar sunun efendime söyleyeyim böyle uçan anahtarlar yapın o onu ilgilendirmemektedir. Adam oraya şubelerinizi öğrenmeye gelmiştir belki. Ona en etkili, en hızlı belki görsel biçimde bunu anlatacak bir yapıya sahip olması önemlidir sitenizin.

Son zamanlarda buna biraz da olsa dikkat ediliyor, ama bu dünyaya baktığımızda Türkiye’de çok çok az. Bakın çoğu yerde “design engineer” lar var. Bu adamlar sitenizin mouse imlecinden tutun, arama butonunun şekline kadar, menülerinizin yatay, dikey olmasından sayfanızın üç sütunlu olmasına kadar bizim “ne var yahu, onu biz tasarlarken zaten düşünüyoruz” dediğiniz şeylerden kamyon kadar para kazanıyorlar.

Neden? Çünkü bir web sitesinin milyonlarca dolar getirebileceğini keşfetmişler.

İşte Türkiye bunu keşfetme arefesinde. Dileğim o dur ki bunu kötü deneyimlerle kefşetmeyelim. Bizim en kötü şansımız burada ilşini seven adamların işini yapamaması. Yıllarca matbaalarda dolaşmış, artık işsizlikten web siteleri yapmaya başlamış ajanslar ellerindeki işe ne yazık ki bir mühendislik işi gibi yaklaşamıyorlar. Bunu da beklemek doğru değil zaten. Burada esas problem müşterilerin yaklaşımı.

Umuyorum yakın zamanda bu problem de anlaşılacaktır.

Bilgisayar mühendisliği ve Modern Amelelik

Başından beri Türkiye’de pek çok mesleğin anlaşılamadığını, meslek sahiplerinin esasında mesleklerini uygulayamadıklarını, sonucunda da bunu mutlak bir doğru olarak görüp yaşamak için gerekli ne varsa yapmayı kabul ettiklerini söylüyorum.

Bilgisayar teknolojileri belki de bu listenin en başındadır. Şimdi seyrimize bakacak olursak bir mühendis çıkar, kendi alanını ile ilgili uygulamaları izler ve denetçi, uygulayıcı olmaya çalışır. Senelerce aldığı eğitim sonucu bir yere girer. Daha sonra tüm bu palavra kenara bırakılıp eline bir klavye, yakasına bir çaylak etiketi karşısına da bir monitör koyulur.

“İtiraz yok! Bu kişi bilgisayar mühendisi olabilmek için bizim geçtiğimiz aşamalardan geçmeli! Herkes bir gün amele oldu ve evet! Senin de beklediğin an geldi, al bakalım, az sonra vereceğimiz tüm hangarya seni bekliyor. Biz analizleri ve toplantıları halledelim ki sana iş çıkartabilelim. Senin bizim işlerimizi takip etmene gerek yok, hele bir senelerini geçir sonra belki seni küçük toplantılara sokarız. Kim bilir masan artık seninmiş gibi hissedebilirsin.”

Bazen düşünüyorum, Türkiye’de bilgisayar mühendisi ile bilgisayar programcısı arasında ne fark var diye. Söyleyeyim, en azından şu günlerde bir taze bilgisayar mühendisi ile biz taze bilgisayar programcısı arasında hiçbir fark yok. Birisi on yıl sonra diğerinden belki bin ytl daha fazla maaş alabilir.

Peki bu insanlar buralarda ne yapıyor? Bazılarına göre deneyim kazanıyor, bazılarına göre vakit kaybediyor. Bana göre mi?

Bana göre hem zaman kaybediyorlar, hem deneyim kazanıyorlar. Bakın ortak iki nokta var, esasında ikisi de iyileştirilebilir. Bizler koltuklarda çürürken, bilgisayardan anlamayan kıl tüy uzmanıyım sıfatı ile gezinenler, milyon dolarlık fiyat biçtikleri esasında birkaç saatlik basit işleri kapıyorlar. Tek farkları onlar bize iş veriyor, biz iş yapıyoruz.

Bazen domates yetiştiricili ve zirai hususlar ile ilgili bilgiler edinmek istiyorum. Uçsuz bucaksız bir bozkır içinde dumanı tüten bir sakinlik diyarı hayal ediyorum. Nefret ediyorum adaletsizlik, saçmalık ve “düzen” olarka kabul görmüş “düzensizlik”ten.

Türkiye Bilişim Manifestosu

Bu yazı herkesin kendi alanı dışında bir uzman olduğu günümüz Türkiye’sinde bilişim alanında artık bir şeyler yapılması gerektiğini anlatmayı amaçlayan bir açıklamadır. Yazı hiçbir kurum ya da kuruluşu suçlamamakta, yalnızca günümüz internet kullanıcılarına nasıl daha güvenli ve etkili hizmet verilebileceğini kısaca açıklamaktadır.

İlgililerin dikkatine sunulur.

1- Bilişim; bilginin bilişim araçları ile geliştirilip işlenmesi ile ilgilenen bir bilim dalıdır.

Yani bilişim, bir bilgisayar ve ona bağlı kullanıcılar arasındaki etkileşimden ibaret olmaktan ziyade bir bilim dalıdır. Bu konunun her ülkede olduğu gibi ülkemizde de uzmanları bulunur.

2- İnternet; kendi aralarında birbirine bağlanmış ağlar anlamına gelen (Interconnected Networks) bir terimdir.

Yani internet bir veya birkaç internet sayfasından ziyade, milyonlarca bilgisayarın birbirine bağlanması ile oluşmuş bir yapıdır. Bunların içerisinde kullanıcılarına belirli verileri sunmayı amaçlayan sistemler de bulunabilir.

3- İnternet; içerisinde yalnızca kontrolsüz içerik barındıran bir bilişim mecmuası değildir.

İnternet; dünden bugüne gelişimini korumuş, hedefine kilitlenmiş bir mekik gibidir. Amacı kullanıcılarına en yüksek verimle en kaliteli hizmeti sağlamaktır. Bunların başında onlara verimli içerik sunmak, birbirleri ile etkileşimli haberleşmelerini sağlamak, teknoloji ile kullanıcıların beraber ilerlemesini amaçlamaktadır. Bunun yanında interneti kötü amaçlara yönelik kullanan kişi, kurum veya kuruluşlar da olabilir. Fakat bu ve bunun gibi zararlı hususlar İnternet’i bir karabasan, bir virüs gibi simgelendirilmesine neden olmamalıdır. İnternet’in en verimli nasıl, ne şekilde kullanılabileceği araştırılmalı, bu yönde kullanıcılara bilgilendirici program, seminerler vb. etkinlikler sağlanmalı, kullanıcılar gelişmelerden haberdar edilmelidir. İnternet yalnızca bir “sörf tahtası”ymış gibi tarif edilmemelidir.

4- Bilişim ve İnternet hususundaki hukuki yorumlar ve bu doğrultuda alınacak kararlar, konusunda uzman kişilerin danışmanlığı ve yardımı ile yapılmalıdır.

Hukuk nasıl alt konulara göre hükümleri o konuda uzman bölümlere ayrıyorsa, bilişim ve bilişimle ilgili suçlar da yine bu konunun uzmanları tarafından değerlendirilmeli ve bu doğrultuda gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Böylece verilebilecek yanlış kararlar en aza indirilmiş olacaktır.

5- Bilişim hususundaki problemleri çözmeye yönelik Bilişim Mahkemeleri açılmalıdır.

4. maddede belirtildiği üzere seçilen bilişim uzmanları bilişim üzerine daha fazla söz sahibi olabilmelidirler.

Günümüz teknolojisi insanlık gibi ağır ağır ilerlememektedir. Her gün yeni bir gelişme ve bu gelişmeye yönelik suçlar da ortaya çıkmaktadır. Yani bu suçların klasik sistemlerle sonucu bağlanması mümkün değildir. Dün suç teşkil etmeyen bir konu bugün haksız kazanç elde etmeye sebebiyet vermektedir. Bu sebeple gelişmelere ile gelişen bilişim hususunda yatırım yapan kurumlar/mahkemeler kurulmalı, bu kuruluşların da ilk görevi gelişen teknoloji ile beraber gelişmek, Türkiye’yi de bu alanda en iyi şekilde yönetmek olmalıdır. Günümüz internetinde uzmanları dahi zorlayabilecek sınırlarda suçlar işlenebilmektedir. Bunların başında internet bankası soygunları gelmektedir. Konusunda uzman yetkililer tarafından detaylıca incelenen bu olaylar, daha hızlı çözümler üretilmesine katkı sağlayabileceği gibi yaptırımların daha teknik boyutlarda yapılabilmesini sağlayacaktır. Böylece esasında çok ciddi boyutta tahribata yönelik işlenen bilişim suçlarına uygulanacak yaptırımlar ağır olacaktır.

6- Bilişim suçları, kategorize edilmesi ve cezalandırmalar daha etkili olmalı, esasında suç olmayan, ya da cezalandırması daha farklı olması gereken suçlar daha kontrollü bir şekilde karara bağlanmalıdır.

Bilişim mahkemeleri ile ard arda kapanan internet siteleri konusunda daha farklı çözümler ortaya çıkacak ve bunun sonucunda ilgili kurum/kuruluş yargılanacaktır. Bilişim suçları birkaç spesifik hususta küçültülmekten çok, genişletilerek daha detaylı incelemeler sonucunda daha etkili kararlar alınabilecektir.

7- Bilişim üstüne bilgisi olmayan kişiler bilişim suçları üzerine karar vermemelidir. Belirli kriterleri yakalayamayan suçlar bu kriterleri yakalayamadıkça dikkate alınmamalıdır. Suç duyuruları daha detaylı olmalıdır.

Böylece bir kişinin bir dilekçesi ile bir internet sitesi kapatılamayacak, kapatılsa da konu üzerine daha fazla, daha ağır yaptırımlar uygulanacaktır. Böylece basit bir hukuk bilgisi olan kişinin kolayca bir internet sitesini kapattırabilmesinin önüne geçilecektir. Böylece daha gerçekçi, daha detaylı sonuçlara ulaşılabilecektir.

8- Lisanssız ve korsan yazılım/ürün kullanımına yönelik yaptırımlar daha kapsamlı ve etkili olmalıdır.

Günümüzde bilişim denince akla yalnızca internet ve bilgisayar gelmemelidir. Bilgisayarlar ve pek çok bilgi işlem gereçleri içerdikleri yazılımlar ile ayaktadırlar. Bu sistemleri ayakta tutan yapılar ise binlerce kişinin yıllarca uğraş verip ortaya çıkardıkları yazılımlardır. Bu hususta, lisanssız yazılım kullanıcılarına daha ağır yaptırımlar uygulanmalı, yine bu konu ile ilgili daha detaylı kurum veya kuruluşlar kurulmalıdır.

Bu yazıyı okumak, anlamak dahi Türkiye’de bilişim ve internet konusunda bilinçlenmemize bir şekilde yardımcı olmaktadır. Elbette bu maddeler çok daha detaylandırılabilir velakin amacı olan Türkiye’de Bilişim ve Bilişim suçlarına karşı yapılması gereken eylemleri özetlemektedir.

Eğer ki maddelere eklemek istediğiniz bir şey olursa lütfen belirtiniz.

Bu yazıyı paylaşmak, internetin ne kadar güçlü bir mecra olduğunu kanıtlayacağından bunu paylaşabildiğiniz kadar paylaşmak her bir Türk İnternet kullanıcısının görevidir diye düşünmekteyim.

Teşekkürler


Abdullah Önden

Bilgisayar Mühendisi

İnternet, Web 2.0, Ajax, .Net, Framework, Intellisense vs. vs. ve Gelecek

Uzun bir aradan sonra merhaba.

Düşünüyorum da doğumumuzdan itibaren başkaları tarafından belirlenmiş bir istikamette, onların sınırladıkları duvarlar arasından süzülüyoruz. Kimimiz önden kimimiz arkadan birbirini takip ediyor. Fakat herkesin yolu ortak. Bunu büyük bir damar olarak düşünebiliriz, içinde milyonlarca kılcal damar var. Herkesin yolu ayrı gözükse de, herkes esasında aynı yolda.

Ne ki şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim. Herkes bilgisayar ve dolayısı ile teknolojinin inanılmaz hızlı gelişiminden yakınır. Kimileri artık yeni teknolojileri öğrenemediğini söyler. Fakat her zaman birileri öğrenir, bir yere kadar karnını doyurur sonra yine upgrade olur.

Bundan 7-8 sene önce, çok uzun gelmiyor daha dün gibi sanki, her yer Java Applet’leri ile doluydu. Dhtml menüler zortlar, sayfalar gereksiz efektlerle açılır, çoğu sitenin arkasında midiler çalardı. Anımsarsanız yüzünüzde tebessüm olacaktır değil mi?

Fakat şimdi dönüp inşaa ettiğimiz şeylere baktığımızda farklı bir tebessüm var yüzümüzde. Belki gurur denebilir buna. Neden? Oldukça optimize edilmiş, tablesız, MVC sistemlerini sonuna kadar kullanan, kimilerinin küçümsediği o internet sistemleri artık bir sanat olmuş durumda.

Peki acaba bundan sonra ne olacak. Romalılar gibi doyuma ulaşıp yerle bir mi olacağız? Ben pek sanmıyorum. Dedimya, yeni doğanlar için yeni yolları biz geliştiriyoruz zaten. Daha şimdiden birbirinin aynı, taklidi, klon onlarca sistem doldu. İnternet sanal bilgi alanı olmaktan ziyade bir çöplük oldu. Bunu fark eden, bilgileri toparlayıcı hedefi olan sistemler yükselişe geçti ki en güzel örneği Facebook ve Youtube sanırım.

Sağa bakıyorsunuz ajaxla süslenmiş içeriği olmayan binlerce blog, sola bakıyorsunuz binlerce dostluk sitesi, forumlara değinmeyeceğim bile. Fakat artık browser içinden çalışan ve birilerinin “bak bu güzel” diyip herkesin “huraa” diyerek saldırdığı web 2.0 denen şeyin de sonu geliyor gibi. Zira web 3.0′ın çıkacağı da duyuruldu. Gelişen internet bağlantılarının faydasıyla ben artık daha gelişmiş browserların ortaya çıkacağını, klasik sunucu-istemci olayının text based ya da max. flash arayüzlü sistemler yerine oldukça işlevsel, olmazsa olmaz sistemlere geçiş yapılacağını düşünüyorum.

En azından düşünüyorum evet. Zira sıkıldım artık Ajax’tan, word press’ten, rss’ten, css’ten. Artık aynı kokuyor sanki hepsi. Bu doyuma ulaşmanın farkında olan Microsoft SilverLight’ı çıkartmayı deniyor, ama acaba ne denli başarılı olacak.

Sözün özü şu güne kadar öğrendiğim tek şey, siz teknolojiyi yaratın kazanın. Siz teknolojiyi taklit edin az kazanın. Siz doyuma ulaşmış sistemleri kullanın kaybedin.

Bilgisayar Mühendisinin İş Arama&Bulma Süreci

En ilginç anların yaşanacağı, belki de en korkulan, arzulanan süreçten bahsedeceğim bugün.

Başından beri diyoruz ki anlaşılamadık. Kendimiz dahi başladığımız ve içinde bulunup sürüklendiğimiz sürecin sonunu kestiremiyorduk. Fakat kimsenin durdurmaya gücünün yetemediği zaman o mutlak sona bizi itiyordu. Mezuniyet!..?

Bir yandan 16 yıllık artık uzmanı olduğumuz eğitim hayatımıza güle güle demek için yanıp tutuşurken, bir yandan da tamamen uzağında bulunduğumuz iş dünyasına yanaşıyorduk ağır ağır. Peki bu süreç nasıl işliyor? Neler hayal ediyoruz, neleri görüyoruz yavaş yavaş.

Çoğu bilgisayar mühendisliği öğrencisi ilk senelerinde tamamen bulutlar üzerindedir. Şöyle geçmişine bakacak olursak: hedefi güzel bir üniversitede hayalini kurduğu bölümü kazanmaktır. Bunun için yüzseksen soruluk sınav için senelerce hazırlanır. Test kitabının cevap anahtarını daha az açmaya başladıkça hedefine yaklaşır ve nihayet ona ulaşır. Fakat iş yeni başlıyordur.

Sonraki senelerde gerçeği görmeye başlar. Asla hayallerin tam anlamıyla gerçeğe dönüşemediği gerçeğini. Buna kimi hayat okulu, kimi gerçek hayat dese de o öğrenciliğine devam eder. Hep dinler. Herkes tavsiyede bulunur, herkes her şeyi en iyi bilir. Bu çocuğun kafasının neden karışık olduğuna anlam veremezler. Şahane bir hayat onu bekliyordur. Gerisi hikayedir. Ama çocuğa göre ya kör olmuştur, ya da artık eskisi gibi arzulamamaktadır mesleğini.

Esasında çok önemli olan staj seneleri eğer çok şanslı değilse saate bakarak geçer. Gençliğe oldukça önem verilen? ülkemizde bir hayalet gibi gezer ofiste. Kimse ona yardımcı olmaya çalışmaz, nasıl olsa gidecektir birkaç gün sonra. Staj ona göre daha çok bir defter parçasıdır. Genelde birçok mühendislik öğrencisi gibi otuz iş günlük stajını tamamlar. Ama bu oldukça uzun sürede yapılanlar bir defteri dolduramaz. Bir şekilde oradan buradan müthiş microsoft icadı kopyala/yapıştır kombinasyonunu kullanarak staj defterini ve stajını tamamlar.

Sonrası esas konumuz. En komik, en şahane, en eğitici bölüm.

Bir bilgisayar mühendisi, hangi okuldan mezun olursa olsun asla tam bir mühendis olarak mezun olamaz. Zaten kimsenin de böyle bir şeyi iddia edeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de ne yazık ki hala bilgisayar mühendisliğinden çıkan bir adam hangi bölüme, departmana girmeli ve çalışmalıdır bilinmemektedir. Bu yazıyı yazmadan önce bilgisayar mühendisi arayan ilanlara bakayım dedim. Bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim. Grafikerden tutun, ayakkabı imalatçısına, hosting sağlayıcısından reklam ajanslarına kadar herkes bizleri arıyormuş meğer. Evet evet, işsiz kalma korkunuz olmasın. J

Bu son derece normal. Bilgisayarın bu denli hayata yayılmış olması elbette çoğu sektörde çalışabilmemizi sağlamakta. Fakat komik olan şey bizlerden beklenenler. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım alanında gelişmek istiyorsa bir yazılım firmasında junior olarak işine başlayıp uzmanlaşır. İşe alım sürecinde hafif algoritma bilgisi ve daha önce kod yazmış olması esas yeterliliktir. Fakat tabi kimse böyle söylemez, işte burada komiklikler ortaya çıkmaya başlar. Örneğin bir ilan şöyle diyor: “Analist programcı aranıyor”. Bir kişiye uzman diyebilmek için -bana göre- bir konuda en az iki yıl deneyim sahibi olması gerekmektedir. Bahsedeceğim ilanla tek ortak fikrimiz bu, zira bilgisayarda, hele hele yazılımda uzman olabilmek için sabretmek ve devamlı araştırmak gerekir. Bu da kısa sürede birçok şeyin öğrenilmesini engeller.

Şunları bekliyorlarmış adaydan:

- Asp, Aspx, Php konusunda deneyimli,

- C#, C++   ve Visual Studio.NET ile en az iki yıl uygulama geliştirmiş,

- Visual SourceSafe veya benzer ekipmanlar kullanmış,

- Oracle, SQLServer, DB2, mySql, postreSql bilen,

- Stored Procedures ve Triggers konusuna hakim,

- AJAX, CSS, JavaScript, HTML, XML bilen,

- Multi-threaded yazılım geliştirme konusunda deneyimli,

- Ve benzer mühendislik kelamları…

Bunlara ek beş yıl sektörde çalışıyor olmak, askerliğini bitirmiş olmak, otuz yaşı aşmamak, yüksek yapmak.

Şimdi ya bu adamlar ne istediğini bilmiyorlar, ya da inanılmazı başarmak istiyorlar. Ben en çok veritabanı isimlerine güldüm. Sanırım bir veritabanı kıyaslama makalesi okuyup tüm kıyaslanan dilleri yazmışlar. Asp ile Php neden yanyana onu da çözemedim. Zira alacakları kişi bir analist programcı. Bir proje lideri olsa, bunları biraz bilse yeterli diyebilirim ama otuz yaşı da geçmemiş olmalıymış?

Ben işin içinden çıkamadım. Bir de ek olarak esnek çalışma saatleri var ki? Bunun anlamı iş hayatında “geberene kadar çalışmak”tır ne yazık ki. İşini seven insanlara koymaz bu, fakat hem üç kuruş alıp hem gece yarılarına kadar çalıştırılmak nedir çözemiyorum.

Sözün özü, mezun olmadan önce “yazılım, network, donanım” fark etmez, muhakkak birisini sevin ve onda uzmanlaşmaya çalışın. Zira hayatınızı etkileyecek en önemli an o dur. Onu başardıktan sonra muhakkak gerisi gelecektir. İşi işte öğreneceğiniz doğru olsa da, işi birazcık bilmeyenler, işini sevmeyenler kendilerine göre bir iş ne yazık ki bulamayacaklardır. Bulsalar dahi mutlu olamayacakalr hep şikayet edeceklerdir. Yukarıdaki ilanı vermemin sebebi de, “bak bu kriter bana uymadı” diye ilanı kestirip atmamanız içindir. Zira o bölümdeki insan kaynakları şeysi sizin bölümünüzü hiç bilmiyor olabilir, gidip şans denemekte fayda vardır. Onların birkaç klavye vuruşu ile istedikleri şeyler, yıllar geçse de öğrenilemeyecek şeyleri içeriyor olabilir.

Umuyorum şu günceden bir gün de siz okurlarıma güzel, iç ısıtıcı haberler verebilirim. Ben en azından şu güne kadar benzer yollardan geçtim, geçiyorum. Sizi bu meslekle ilgili bilgilendirmeye nefes aldığım müddetçe devam edeceğim.

Bilgisayar mühendisliği rehberi

Selamlar

abdullahonden.com bir slogan taşımıyordu başta. Fakat şimdi farkettim ki burası bir bilgisayar mühendisinin, mühendislik öncesi ve mühendislik sonrası adımlarını gayet samimi bir şekilde anlatıldığı bir yol haritası, adeta bir bilgisayar mühendisliği rehberi oluvermiş ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bunun önemini yeni kavradım. Esasında hobim olmayan, ama sonradan sevdiğim araba hususunda aramalar yaparken Barış Purut Bey’in Honda Jazz bloguna rastladım. Burada arabasını ilk aldığı andan itibaren yaşadıklarını anlatmış. Ne kadar basit denebilir başta, fakat o arabayı merak edenler için bana göre “kullanma kılavuzu” ya da “uzman görüşlerinden” daha iyi, daha samimi ve açıklayıcı bir kaynak oluvermiş.

İşte bu blog da tıpkı bu bahsi geçen blog gibi. İçeriği ile “abdullah önden” kişisini hedeflemek yerine, bir insanın bilgisayar mühendisliği öğrenciliğinden, bilgisayar mühendisliğine doğru olan yaşamını anlatacak.

Hani çocukken sorarlardı: “ne olacaksın?” diye. E o zamanda cin çocuklar en yüksek paranın kazanıldığı meslekleri söylerlerdi: “mühendis, doktor, çöpçü?” gibi.
İşte dilden dile dolaşan, efsane bir meslek gibi gözüken, kolay para kazanmanın anahtarı olduğu sanılan bilgisayar mühendisliği umarım bundan sonra okurlarımız tarafından daha iyi anlaşılacaktır.