Boyu Kadar Pazar Arabasıyla Yürüyordu Bir Çocuk

Yorgun gözlerimle yoldan geçmekte olan küçüğü izliyorum, elinde boyu kadar pazar arabası.. Gözlerim dalıyor.. Düşünüyorum..

eskiden pazara gider,
sonundan girer başından çıkardık.
köylü pazarı bölgesi özeldi bizim için, oraya girerdik.
amerikan koleji ile kilise arasına girmekse intihardı, iki insan yan yana zor geçerdi.
bağlarbaşı’na geçiş olduğu için hep kalabalık olurdu.
kalabalığı gören kadın, ucuzluk var sanar girer ve daha kilit haline getirirdi.
elbette pazarın en başındaki pazarcılar en pahalı satardı.
bizim bildiğimiz yerler vardı, artık bizleri tanırlardı.
ve akşam pazarı karmaşası,
artık havanın karardığını farkeden pazarcılar etiketleri teker teker değiştirir saatler geçtikçe fiyatları olabildiğince indirirlerdi.
bunu bilen halk da akşam pazarı talan ederdi.
saat yedi olduğunda zabıtaların düdükleri, kamyon sesleri, bağırışlar ve koşturmaca..
direkler sökülür, kasalar dökülür, çıraklar daha hızlı olması için tokatlanırdı.
o sırada üç kuruşu denkleştiremeyen ve çocuklarına yemek götürmek isteyen anneler artakalanları arar ve poşetlerine doldururdu.
saat geceyarısını gösterdiğinde ise ağır bir sessizlik çökerdi,
sanki yankılanmalardan yorulmuş gibi..
ve “bu sessizlik iyi geldi” der gibiydi sokaklar.
çok geçmeden çöpçüler bu yorgunu temizlemeye koyulurlardı.
bir yandan yıkama, bir yandan toplama, bir yandan kahkahalar..
bu karlı havada bu adamların neşesi pek çok kişiyi kıskandırabilirdi.
ellerini nefesleriyle ovuştururken yerden buldukları irice bir hıyarı bölüşen çöpçüler az sonra çay keyfi yapacaklarını anlatıyorlardı.
bense aralarından hem hızlı, hem yavaş adımlarla süzülürken
geçmişte bu pazara ne çok girdiğimi, her girişimde şikayet etsem de şimdilerde ne çok özlediğimi, neşemi ve hayatımın renkliliğini sorguladığımı farkediyor, çöpçülerin kahkahalarını ayaklarımın kar içinde çıkardığı seslere bırakarak gecenin bir karanlığında gözden kayboluyordum.

Bir Cevap Yazın