En ilginç anların yaşanacağı, belki de en korkulan, arzulanan süreçten bahsedeceğim bugün.
Başından beri diyoruz ki anlaşılamadık. Kendimiz dahi başladığımız ve içinde bulunup sürüklendiğimiz sürecin sonunu kestiremiyorduk. Fakat kimsenin durdurmaya gücünün yetemediği zaman o mutlak sona bizi itiyordu. Mezuniyet!..?
Bir yandan 16 yıllık artık uzmanı olduğumuz eğitim hayatımıza güle güle demek için yanıp tutuşurken, bir yandan da tamamen uzağında bulunduğumuz iş dünyasına yanaşıyorduk ağır ağır. Peki bu süreç nasıl işliyor? Neler hayal ediyoruz, neleri görüyoruz yavaş yavaş.
Çoğu bilgisayar mühendisliği öğrencisi ilk senelerinde tamamen bulutlar üzerindedir. Şöyle geçmişine bakacak olursak: hedefi güzel bir üniversitede hayalini kurduğu bölümü kazanmaktır. Bunun için yüzseksen soruluk sınav için senelerce hazırlanır. Test kitabının cevap anahtarını daha az açmaya başladıkça hedefine yaklaşır ve nihayet ona ulaşır. Fakat iş yeni başlıyordur.
Sonraki senelerde gerçeği görmeye başlar. Asla hayallerin tam anlamıyla gerçeğe dönüşemediği gerçeğini. Buna kimi hayat okulu, kimi gerçek hayat dese de o öğrenciliğine devam eder. Hep dinler. Herkes tavsiyede bulunur, herkes her şeyi en iyi bilir. Bu çocuğun kafasının neden karışık olduğuna anlam veremezler. Şahane bir hayat onu bekliyordur. Gerisi hikayedir. Ama çocuğa göre ya kör olmuştur, ya da artık eskisi gibi arzulamamaktadır mesleğini.
Esasında çok önemli olan staj seneleri eğer çok şanslı değilse saate bakarak geçer. Gençliğe oldukça önem verilen? ülkemizde bir hayalet gibi gezer ofiste. Kimse ona yardımcı olmaya çalışmaz, nasıl olsa gidecektir birkaç gün sonra. Staj ona göre daha çok bir defter parçasıdır. Genelde birçok mühendislik öğrencisi gibi otuz iş günlük stajını tamamlar. Ama bu oldukça uzun sürede yapılanlar bir defteri dolduramaz. Bir şekilde oradan buradan müthiş microsoft icadı kopyala/yapıştır kombinasyonunu kullanarak staj defterini ve stajını tamamlar.
Sonrası esas konumuz. En komik, en şahane, en eğitici bölüm.
Bir bilgisayar mühendisi, hangi okuldan mezun olursa olsun asla tam bir mühendis olarak mezun olamaz. Zaten kimsenin de böyle bir şeyi iddia edeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de ne yazık ki hala bilgisayar mühendisliğinden çıkan bir adam hangi bölüme, departmana girmeli ve çalışmalıdır bilinmemektedir. Bu yazıyı yazmadan önce bilgisayar mühendisi arayan ilanlara bakayım dedim. Bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim. Grafikerden tutun, ayakkabı imalatçısına, hosting sağlayıcısından reklam ajanslarına kadar herkes bizleri arıyormuş meğer. Evet evet, işsiz kalma korkunuz olmasın. J
Bu son derece normal. Bilgisayarın bu denli hayata yayılmış olması elbette çoğu sektörde çalışabilmemizi sağlamakta. Fakat komik olan şey bizlerden beklenenler. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım alanında gelişmek istiyorsa bir yazılım firmasında junior olarak işine başlayıp uzmanlaşır. İşe alım sürecinde hafif algoritma bilgisi ve daha önce kod yazmış olması esas yeterliliktir. Fakat tabi kimse böyle söylemez, işte burada komiklikler ortaya çıkmaya başlar. Örneğin bir ilan şöyle diyor: “Analist programcı aranıyor”. Bir kişiye uzman diyebilmek için -bana göre- bir konuda en az iki yıl deneyim sahibi olması gerekmektedir. Bahsedeceğim ilanla tek ortak fikrimiz bu, zira bilgisayarda, hele hele yazılımda uzman olabilmek için sabretmek ve devamlı araştırmak gerekir. Bu da kısa sürede birçok şeyin öğrenilmesini engeller.
Şunları bekliyorlarmış adaydan:
- Asp, Aspx, Php konusunda deneyimli,
- C#, C++� � ve Visual Studio.NET ile en az iki yıl uygulama geliştirmiş,
- Visual SourceSafe veya benzer ekipmanlar kullanmış,
- Oracle, SQLServer, DB2, mySql, postreSql bilen,
- Stored Procedures ve Triggers konusuna hakim,
- AJAX, CSS, JavaScript, HTML, XML bilen,
- Multi-threaded yazılım geliştirme konusunda deneyimli,
- Ve benzer mühendislik kelamları…
Bunlara ek beş yıl sektörde çalışıyor olmak, askerliğini bitirmiş olmak, otuz yaşı aşmamak, yüksek yapmak.
Şimdi ya bu adamlar ne istediğini bilmiyorlar, ya da inanılmazı başarmak istiyorlar. Ben en çok veritabanı isimlerine güldüm. Sanırım bir veritabanı kıyaslama makalesi okuyup tüm kıyaslanan dilleri yazmışlar. Asp ile Php neden yanyana onu da çözemedim. Zira alacakları kişi bir analist programcı. Bir proje lideri olsa, bunları biraz bilse yeterli diyebilirim ama otuz yaşı da geçmemiş olmalıymış?
Ben işin içinden çıkamadım. Bir de ek olarak esnek çalışma saatleri var ki? Bunun anlamı iş hayatında “geberene kadar çalışmak”tır ne yazık ki. İşini seven insanlara koymaz bu, fakat hem üç kuruş alıp hem gece yarılarına kadar çalıştırılmak nedir çözemiyorum.
Sözün özü, mezun olmadan önce “yazılım, network, donanım” fark etmez, muhakkak birisini sevin ve onda uzmanlaşmaya çalışın. Zira hayatınızı etkileyecek en önemli an o dur. Onu başardıktan sonra muhakkak gerisi gelecektir. İşi işte öğreneceğiniz doğru olsa da, işi birazcık bilmeyenler, işini sevmeyenler kendilerine göre bir iş ne yazık ki bulamayacaklardır. Bulsalar dahi mutlu olamayacakalr hep şikayet edeceklerdir. Yukarıdaki ilanı vermemin sebebi de, “bak bu kriter bana uymadı” diye ilanı kestirip atmamanız içindir. Zira o bölümdeki insan kaynakları şeysi sizin bölümünüzü hiç bilmiyor olabilir, gidip şans denemekte fayda vardır. Onların birkaç klavye vuruşu ile istedikleri şeyler, yıllar geçse de öğrenilemeyecek şeyleri içeriyor olabilir.
Umuyorum şu günceden bir gün de siz okurlarıma güzel, iç ısıtıcı haberler verebilirim. Ben en azından şu güne kadar benzer yollardan geçtim, geçiyorum. Sizi bu meslekle ilgili bilgilendirmeye nefes aldığım müddetçe devam edeceğim.
Selamlar
abdullahonden.com bir slogan taşımıyordu başta. Fakat şimdi farkettim ki burası bir bilgisayar mühendisinin, mühendislik öncesi ve mühendislik sonrası adımlarını gayet samimi bir şekilde anlatıldığı bir yol haritası, adeta bir bilgisayar mühendisliği rehberi oluvermiş ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bunun önemini yeni kavradım. Esasında hobim olmayan, ama sonradan sevdiğim araba hususunda aramalar yaparken Barış Purut Bey’in Honda Jazz bloguna rastladım. Burada arabasını ilk aldığı andan itibaren yaşadıklarını anlatmış. Ne kadar basit denebilir başta, fakat o arabayı merak edenler için bana göre “kullanma kılavuzu” ya da “uzman görüşlerinden” daha iyi, daha samimi ve açıklayıcı bir kaynak oluvermiş.
İşte bu blog da tıpkı bu bahsi geçen blog gibi. İçeriği ile “abdullah önden” kişisini hedeflemek yerine, bir insanın bilgisayar mühendisliği öğrenciliğinden, bilgisayar mühendisliğine doğru olan yaşamını anlatacak.
Hani çocukken sorarlardı: “ne olacaksın?” diye. E o zamanda cin çocuklar en yüksek paranın kazanıldığı meslekleri söylerlerdi: “mühendis, doktor, çöpçü?” gibi.
İşte dilden dile dolaşan, efsane bir meslek gibi gözüken, kolay para kazanmanın anahtarı olduğu sanılan bilgisayar mühendisliği umarım bundan sonra okurlarımız tarafından daha iyi anlaşılacaktır.
Selam olsun.
Şu öss döneminde hafiften deneyimlerimizi aktarmak iyi olabilir sanırım. Bu yazıyı tüm bilgisayar mühendisliği adaylarına ithaf ettim gitti ![]()
Esasında bilgisayar mühendisliği kavramını anlamak lazım. Ülkemizde hala oturmamış bir kavram ki insanlar “bilgisayar” kelimesini duyunca “off süper” diye tepkiler veriyor. Belki siz de onlardan birisiniz. Acaba gerçekten öyle mi?
Burada önemli olan sizin o mesleğe yaklaşımınızdır. Yıllarca bir terzinin yanında yamaklık yapmış biri tekstil mühendisliğini duyunca bu tepkiyi verebilir. Zira o işin zorluğunu ya da detaylarını bildiğinden bu meslek onun hayalinde bulutların ötesindedir. Bir de tam tersi bir durum vardır ki o da o mesleği hiç bilmemek, sağdan soldan duymak ve gözünde büyütmektir. İşte bir bilgisayar mühendisi adayının ilk öğrenmesi gereken şey bu mesleğe olan yaklaşımıdır.
Öncelikle bilmelisiniz ki, bilgisayar mühendisliği sabır işidir. Bakıyorsunuz bakal cips satıyor kasap etleri parçalıyor, terzi dikişini dikiyor işini yapıyor. Fakat bilgisayar mühendisi ne yapıyor? Onun işi böyle pratik şeylerle anlatılabilir mi, ya da bu kadar basite indirgenebilir mi? Ne yazık ki pek böyle değil. Bu mesleğe adım atanlar bilirler ki, eğitimlerinin ilk süreçlerinde bilgisayardan dahi bahseldilmez. Birkaç mesleki ders alınsa da bu onlara pek ışık tutmaz, temel mühendislik eğitimleri alınır ve “mühendis” kavramı oturtulmaya çalışılır. Elbette bu senelerde çoğu kişi mesleğinden “ne yazık ki” soğur.
Bilgisayar mühendisleri yazılım ve donanım alanlarına ayrılırlar. Bu klişe bir kategorilendirmedir, hala kimse bilmez bunun özünü. Genelde yazılım denince akla programlama dilleri ve algoritmalar gelir. Tabi bunun ötesinde büyük projelerde, proje yöneticiliği, yazılım mühendisliği, sistem analistliği, analist programcılık gibi aşamalar vardır. Donanım, gerçi bu ne anlama geliyor kimse bilmese de, mikroişlemci tasarımları, devreler, ledler, butonlar ıvır zıvır derken yine makina dili ile işlem yapan devasa bir alanı ortaya çıkartır. Bazıları donanım diyince hala ram çıkartıp takma, cd-rom açıp kapama, kasa tamiri düşünse de bu pek de öyle değildir. Donanımsal bilgisayar bilimi çok daha zorlayıcı bir alandır, yeni teknolojiler üretmeyi hedefler.
Kısacası bu alandaki mühendis adayları, her zaman, zamanın gerektirdiği ihtiyaçları takip etmeli, sektörü araştırmalı ve alandaki yenilikleri kovalamalıdırlar. Bunun yanında titiz ve temiz bir işçilik ile “üretim” yapmalıdır. Bir hatanın tüm projeye mal olabileceğini bilmeli, buna göre mesleki eğitimin başında önem teşkil eden dersleri ciddiye almalıdırlar. Sonuçta, sabır bu mesleğin temelinde yatar. Bir mühendis sabreder, bazı şeylerden feragat ederse, mesleğinin ne anlama geldiğini öğrenir ve başarılı bir bilgisayar mühendisi olur. Zira şu dönemde, ülkemizde “bilgisayar mühendisi nedir ne iş yapar” denildiğinde buna doğru cevap verebilecek çok bilgisayar mühendisi adayı az sayıdadır. Akılları başlarına geldiğinde iş işten geçmiş olur.
Bir diğer mevzu ise sevmek. İnsanın en temel yaradılış özelliklerinden biri, öyle ki bir insan ailesini gerçekten severse, sayarsa onlara bağlı olur, onları tanır, onlarla birlikte olmaktan keyif alır, sıkılmaz. Mesleğiniz de aynen bu şekildedir. Onu severseniz, onunla mutlu olur, bir de üstüne başarılı olursunuz. Bu sebepten ötürü, kesinlikle ve kesinlikle eğer istemiyorsanız, eğer bilgisayarı sevmiyorsanız bu mesleği seçmeyin. Ailenizin baskısı ile zaten tercihinizi yapmayın, önce bir düşünün, en sevdiğiniz aktivitelerinizi düşünün, eğer ki içinde bilgisayar var ise o zaman bu mesleği seçin.
Bir diğer mesele ise şüphesiz okul seçimi. Şuna emin olun ki, Türkiye’de tam manasıyla, şahane bir bilgisayar mühendisliği bölümü yoktur. Daha evvel de bahsettiğim üzere mesleğimiz henüz anlaşılamamış durumdadır. Bunun yanında son� yılların güzide mesleği olan bilgisayar mühendisliği bölümü derslerini genelde bilgisayar mühendisliği mezunu öğretim görevlileri vermez. Çoğu elektirik-elektronik mezunudur ve sonradan bu alana ilgi duymuşlardır. Yazılım sektörünün büyümesi ve mühendislere geniş olanaklar sağlayıp devasa projelerde yer almalarını salaması da akademisyen sayısını azaltmıştır. Bunu çok daha detaylı olarak sonra inceleyebiliriz, zira çoğu insan kendi içindeki özgüvensizliğinden piyasaya çıkıp yazılım uzmanı olamayacağından ürker ve “akademisyen olurum abi, üniversitede kalırım” der. Oysa ki bu ne kadar da ilginç bir mantıktır.
Peki bunca laftan ne çıkartmalıyız? Şöyle ki; bilgisayar mühendisi olacaksanız bunu kendiniz başaracaksınız. Kafanıza kimse sihirli bir asa ile dokunup sizi böyle gözlüklü beyaz önlükler giyen labaratuvarlarda koşturan bir bilgisayar mühendisi yapmayacaktır, buna emin olun. Siz kendiniz arzulayacak, kendiniz kovalayacak, kendiniz araştıracaksınız. Eğer böyle olursa, kendi mesleğinizde ileriyi görmeye başlarsınız ve şüphesiz doğru yoldasınızdır. Yoksa okulun kampüsü küçük, aktivitesi yok diye söylenir ve kendi işinize adapte olmazsanız muhakkak ki kaybeden siz olacaksınız.
Bunun için acele etmeyin, kendinize sorular sorun, bilgisayarı sevip sevmediğinizi düşünün, bir okula takılıp kalmayın zira o okulda dört – beş sene geçireceksiniz, lakin bir mühendis olarak kırk yıl geçirebilirsiniz, bu sebeple adımlarınızı atarken dikkat etmeye çalışın. Herkesin dediğine hemen aldanmayın, herkesin dediğini kafanıza not düşün, onlardan sonuçlar çıkartmaya bakın. Bu alanda acele ile karar vermek ya da sabit bir fikir ile “ben böyle bir yol seçtim, böyle giderim abi” dememeye gayret gösterin. Bilgisayar bilimlerinde neyin ne hızla değişeceği bilinemiyor. Alanınızda en iyi mühendisken aldığınız 5000$ maaş birden yeni bir teknolojilerin yayılmasıyla 500$’a düşebilir. Bu sebeple özünüzü ve size en yakın bilgisayar mühendisliği alanını seçin.
Gelecekteki proje arkadaşlarıma şimdiden başarılar dilerim ![]()
Şu sıralar adaylık, aday adaylığı kelimeleri çok popüler. Düşündüm de, herkes bir siyasi olmak için gerekenleri biliyor gibi, siyasetin devamlı içine çekiliyoruz, paçalarımız gergin. Bir de pek de umrumuzda olmayan bilim dünyasına bakalım, bir mühendis adayının notları ileride keyifle okunabilir. En azından ben tebessüm edeceğim sanırım.
Aman yarabbim. Bilgisayar. Hani çocukluğumuzda ancak Hollywood filmlerinde gördüğümüz bir ekran, bir kasa, kablolar güruhu. Karşısına oturup köleleştiğimiz alet. Anlayanın da anlamayanın da işinin düştüğü “şey”… Biz bu aletin uzmanları Türkiye’de nasıl yetişiyor, Türkiye’de bilişim sektörü ne hallerde, bilgisayar mühendisliği öğrencileri nasıl eğitim alıyor gibi konular üstünden hafifçe geçeceğiz, tabi bir adayın dilinden.
Bana göre bilgisayar mühendisliği Türkiye’de anlaşılamamış meslekler arasına çok rahat girebilir. Örneğin bir toplulukta mesleğiniz sorulup, cevabınız alındıktan sonra “uff, süper, şahane” tepkileri gelir genelde. Lakin esasında kimse ne iş yaptığınızı bilmez. Sadece hoş bir söylenişi vardır, mühendistir bir kere. Hele bilgisayar! Baksana, her yer bilgisayar; “Bu adam ileride kesin köşe olur… İrtibatı kopartmayalım.”
Bir de bunun akademik ayağı var ki, o çok daha kötü. Zira bu bahsi geçen mesleğinizi beğenen kişiler mesleğinizi “bilmedikleri” için belki de o tepkiyi verirler. Lakin bu işin ehli “eğitimci” kabul edilen kişilerin de diploma haricinde bu kişilerden çok farkı yoktur. Tek farkları onlar “off” demez, “off” dedirtirler, bunu kendilerine hak görürler adeta. Bilindiği üzere Türkiye’de çoğu mühendislik bölümünde hala belirli standartlar yoktur. Bu da mühendislik sektörlerinde büyük bir dağınıklığa sebep olmaktadır. Bilgisayar Mühendisliği de böyledir. Pek çok üniversitede alınan mesleki dersler benzer gözükse de yapı itibari ile aralarında çok büyük farklar vardır. İleride mesleğimizi doğrudan etkileyecek bu derslerin içeriği genelde özenle seçilmezler. Örneğin bazı okullarda programlama dersinde, oldukça paslanmış bir dil olan Fortran öğretilmekte, çoğu dilin temel yapısı olan C küçük görülüp es geçilmekte, böylece yazılım sektörüne yönelecek öğrencilerin çoğu daha alt yapısını bilmedikleri projelerde tökezlemektedirler. Bu sebeple sektörel eğitim veren kurumlar Türkiye’de gerçekten güzel ekmek yemektedirler. Bu Türkiye’de en azından bilgisayar mühendisliğindeki eksikliği rahatça gözler önüne sermektedir. Siz de iyi bilirsiniz ki “mühendis” diploması alan kişiler, kendilerine güvenmeyerek bilimum yerden sertifika alma çalışmalarına girerler. Tüm bunların sonucunda ise esas amacı ülkesine hizmet etmek olması gereken bilim dünyasının taze mühendisleri daha ne yapacaklarını bilmediklerini büyük bir dünyaya adım atarlar, yada yaka paça atılırlar.
Çaylak mühendislere güvenmeyen birçok köklü firma alım yaparken genel yetilerini ölçtükleri mühendisleri, aldıkları eğitimlere çok önem vermeden işe alırlar, çekirdekten çaylaklarını yetiştirip kendileri için kalifiye bir eleman haline getirirler. Bu bakımdan bazılarına göre “iş, işte öğrenilir”. Bu kişiler elbette şanslı olanlardır, bir de işe giremeyip hayatın tokatları ile işini kendi kendine öğrenmesi gerekenler vardır ki, o çok ayrı bir konu. Fakat tüm bu konuların kaynağı sorgulandığında tek adrese çıkılmaktadır. “Eğitim”. Evet, Türkiye’de her konuda bulunan belki de en büyük eksiklik.
Şimdi son sınıfa başlamak üzere olan bir adayın genel izlenimlerine bakalım. Eğitiminizde yabancı dil büyük önem arz etmektedir. Bu bakımdan ilgili hazırlık aşamasını atlar yada tamamlarsınız. Bu husus genelde standartlaşmıştır, çoğu mühendis bu yılı “yatma yılı” olarak kabul eder. Zira çoğu zaten lisede hazırlık okumuş lakin süper eğitimin getirisi ile öğrendikleri dili birkaç senede unutuvermişlerdir. Bu hazırlık yılı tazelenme ve üniversiteye adapte olma yılıdır. Sonra akademik yıllar başlar. Kimya dahi alabilirsiniz. Genel matematik derslerinden sonra yavaş yavaş programlamaya girersiniz. Tabi hayalinizde o yeşil devreler, o kabloların tasarımı falan vardır. Ama beklemeniz gerekir elbette, herşeyin bir sırası vardır. Sabretmeyi öğrenirsiniz. Sonraki sınıflarda karşınıza mühendislik matematiği, lineer cebir gibi önemli dersler gelir. Sonra sabrınız muradınızı yanında getirir. Devre analizi, devre tasarımı bilimum devre şeysi alırınız. Lakin bir türlü uygulayamazsınız o devreleri. Hep tahtada hep kağıtlarda. Ses çıkartırsınız, hemen bir “höt” gelir. Karar verisiniz. Yazılım en mantıklısı, en azından uygulamanızı kendi evinizde geliştirebilirsiniz, hem sektörde de yükselişte bu dal, herkese de lazım. Evet evet, yazılım en güzeli. Ona da değer verilmez. Çoğu öğretim görevlisi “elektronik” mezunu olduğu için tahtada C anlatır tıpkı devre derslerini anlattıkları gibi. Bu sefer deneyimlisinizdir, ses çıkartmaz ve söz dinlersiniz. Nasıl olsa kendi kendinizi geliştirebilirsiniz. Bu sefer programlama dillerini küçük görüp, makina dilini size verirler. Lakin bunu da uygulayamazsınız, belki birkaç ışık yakıp ses çıkartabilirsiniz mezuniyetinize az kala, ama o kadar, bu kodları ezberlemek en iyisidir. Mikroişlemciler, robotik gibi dersler alırsınız. Heyecanlı bir öğretim görevliniz ve donanımlı bir labaratuvarınız yok ise bu derslerin janjanlı adları ile sadece övünebilirsiniz. Düşünsenize robotik ve kağıt üstünde yazılı olmak. Böylece alırken kalbinizin hızla çarptığı dersler, sınavda kalbinizi zorlar. Kağıt üstünde bilgisayar mimarisi çizersiniz.
Tabi öğrenciler de artık garipleşmiştir. Kimi rahat, kimi gergindir. Bazıları her bölümde olduğu gibi kafayı akademisyen olmaya takar, çalışır da çalışır, unuturlar ki yine kapılarında kabul için uyudukları kişiler onları aşağı gören elektronik mühendisi olan öğretim görevlileridir. Heyecanı kalmamış bu hocaların imkansız tezleri ile çürürler, ekmek ve aslan ile tepişir dururlar. Kimiler PR denen nesneyi keşfeder ve kendilerini pazarlarlar. Danışmanlık yapıp oradan oraya koştururlar. Kimileri kendi şirketini kurmaya çalışır, kimisi memur, kimisi patronun kölesi olur. Kimse ne yapacağını bilmez, artık sadece o ulvi nesne, “diploma” için uğraş verirler. Eğitim alamazlar, öğretimin nasıl yapılacağı bilinmez. Konunun uzmanları değil, konunun yanından geçenler tüm kaprisleri ile sizlerledir. Herkes kendi dersinin en önemli olduğunu iddia ettiğinden tarih dersinin projesi için arkeoloji müzesini gezebilirsiniz. Kiminin ise sert kuralları vardır. Mesleğinize yardımcı olduğunu düşündürür başta, sevinirsiniz, sonra sayfalarca ezberi görür ve yine uygulamasız nasıl mühendis olacağınızı kara kara düşünürsünüz. Ama unutmamalıdır, sonunda o diplomaya kavuşacaksınızdır, asıl sorunun o zaman başlayacağına eminsinizdir artık.
Geriye dönüp bakarsınız, büyük keyifle, heyecanla girdiğiniz o bölüm, o şahane meslek şimdi gözünüzde bir anlam kazanamamaktadır. Düzgün bir eğitim alamamışsınızdır. Anlaşılmaz olan mesleğiniz sektör tarafından da bilinmez, her birinin öğrenilmesi seneler alan nitelikler beklenir sizden. Aynı zamanda genç olmanız da istenir, kısacası mehdi bekler gibi beklerler o adayları, ama en sonunda acı deneyimlerle öğrenilir ki bu işler karışık işlerdir. Hem sektör bilmez sizi, hem siz bilmezsiniz sektörü. Çoğu kişiyi görebilirsiniz orada burada freelancer web programcısı, sistem programcısı olarak. Bazıları bilgisayar dahi satmaya başlar, bazısı artık başka bir bölüm kazanmıştır.
Sonra sorarlar, neden biz de “onlar” gibi olamıyoruz. Herşey bizde de yok mu? Bak üniversiteler, bak gençler pırıl pırıl, bak üç kuruşumuz da var bu uğurda harcayacağımız… Hmm, olmuyor sanırım. Sanırım kafalar asıl değişmesi gereken. Oturup birileri mühendislik ne anlatmazsa, mühendislik standartları belirlenmezse, eğitimciler bilinçlendirilmez, sektörde pay sahibi iş adamları bilgilendirilmez ise Türkiye hala daha böyle kafası karışık gezecektir, en kötüsü kafasının neden karışık olduğunu dahi bilmeyecektir.
Bundandır ki, bir bilgisayar mühendisi adayı bana göre, bu devirde, kendi kendini yetiştirmektir ana mesele. Bol okumalı, yazmalıdır. Sonra çalışmayı yavaşça sevecektir mühendis. Ezberden öteye geçecek ve uygulamaya başlayacaktır. Okuduğu için projelerde zorlanmayacak anlayamadığı noktaları araştıracaktır, yazacaktır, eksiklerini ve nasıl adımlar atması gerektiğini öğrenecektir. Kanındaki heyecanı kaybetmediyse girişecektir doğru adreslere, münazara edip hayaller ile gerçeklerin buluşturulup nelerin üretilebileceğini görecektir. Geliştirecektir kendisini. Fakat hala öğrencisi ile iddialaşan, onu disiplinize etmek için sınavlarından bırakan da bırakan, bir şey öğretmeyen, bir öğrencinin en değerli varlığı olan “zamanını” heba eden eğitimciler olduğu müddetçe mühendisler, çalışmayan, okumayan, yazmayan, umutsuz, hayal kuramayan böylece üretemeyen mühendisler olarak mezun olacaklardır.
İşte bir bilgisayar mühendisi adayı önünü, geçmişini böyle görüyor. Elbette ışık var, fakat bunu herkesin göremediği açık. Umuyoruz ki yakında biz de ışıklar saçan, parıldayan bir nesile sahip oluruz, yetişiriz, yetiştiririz.
