• Sayfa 1 - 2
  • 1
  • 2
  • >

MBA ya da İşletme Yönetimi

Merhaba Değerli Dostlarım

Düşünüyorum son zamanlarda çok. Herkes neredeyse her gün yoğunluğundan şikayet ediyor. Her çalışan gibi fazla odaklanmanın getirisi (götürüsü?) sebebiyle ne durumdayız göremiyoruz, herkesin sözünü ettiği dışarıdan bakma eylemini gerçekleştiremiyoruz. Bir yazılım uzmanı olarak MBA denen ya da türkçe İşletme Yönetimi üzerine yaptığım yüksek lisansın faydasını görmeye başladım, en azından daha farklı bakabiliyorum olaylara.

Türkiye’de yüksek lisans beyefendiler için askerden kaçma, hanımefendiler için işsiz gezmekten iyi bir seçim olarak gözükse de hala bu bakış açısında olmayan insanlar da var, mesela ben.

Öncelikle bir işletmede çalışan, çalışmayı düşünen, bir gün kendi işletmesini kurmayı hayal eden, olmadı yöneticiliği hedefleyen herkese faydalı bir dal. Hele ki mühendisseniz, bana göre bir “must”. Mali tabloların anası bilanço önünüzü geldiğinde, gelir tablolarını gördüğünüzde ağzınızın açık kalmamasını istiyorsanız, geleceğin yönetim metodlarını öğrenmek ve bunları pazarlama ile birleştirmenin ne kadar önemli olduğunu fark ediyorsunuz. Yine bir örgütün işleyişi, örgüt içindeki motivasyon, iletişim, vatandaşlık gibi kavramları öğrenip liderlik, algı, kişilik gibi önemli hususları cebinizde tutmanız gerekecektir. En azından Gary Hammel, Philip Kotler gibi dahilerle tanışacak, Maslow’un ihtiyaçlar teorisinin basit fakat bir o kadar gerçekçi olduğuna kanaat getireceksiniz. En sevmediğim istatistik dersinin dahi önemini anlayacaksınız.

Benim Yıldız Teknik Üniversitesi’nde giriştiğim bu eğitim macerası, beni zorluyor evet. Ama her anının değerini bilmek istiyorum. Mezun olduktan sonra “daha da okumam” demişken şimdi doktora dahi yapmayı düşünüyorsam, bu insanın gelişimini de açıklıyor. Bakalım bundan sonra neler olacak.

Hürmetler.

Yazılımdaki en büyük sır: İstersen her şeyi yapabilirsin!

İstersen her şeyi yapabilirsin!

İstersen her şeyi yapabilirsin!

Evet. Yeteri kadar deneyimi olmayan kişiler bunu pek bilmez ve devamlı kendilerini strese sokarlar gereksiz yere. Ama bu bir gerçektir. Önemli olan iyi analiz yapabilmek, düzenli bir program oluşturmaktır. Gerisi muhakkak gelecektir.

Elbette burada en önemli unsur bu şeyi “ne kadar istediğini” bilmek ile alakalıdır. Bunlardan ders çıkartmak isteyecek arkadaşlara tavsiye şöyle olacaktır ki, sakın kendinize minik hedefler koymayın. Güzel bir projeniz var onun çerçevesini yapın, ana hatlarını belirleyhin, onu ortaya çıkartmaya çalışın. Sakın bunlar yokken içini boyamaya kalkmayın. Anlamsız mı oldu? O halde biraz daha gerçekçi yaklaşalım.

Güzel bir web 2.0 projeniz var. Sizi aynı zaman da potansiye kullanıcıları heyecanlandırıyor. Siz projenin ana kısmını düşündükten sonra, proje planını yaparken hangi Ajax kütüphanelerini kullanacağınızı, hangi css classlarını kullanacağınızı düşerseniz projede kaybolursunuz. Doğru adımlama yapmaya özen göstermelisiniz. Bu projede ilk yapılması gereken adam başına işi hesaplamak, altyapı ihtiyaçlarını belirlemek, projenin benzer örnekleri varsa piyasadaki yerini öğrenip doğru yanlış teorilerini ortaya çıkartmak size oldukça farklı şeyler katacaktır. Daha sonra yazılımsal açıdan adımlamalar yapılmalı. Projenin hangi gün hangi aşamada olması gerektiğini güzelce planladıktan sonra işe girişmelisiniz. Yine “ben kahramanım, her şeye yeterim” diye düşünmemeli, muhakkak ekip çalışmasını hayatınıza katmalısınız. Zira kurumsal işlerin pek çoğu tek başına bir kişinin yapabileceği işler değildir, olsa bile hiçbir kurumsal firma tek bir kişinin büyük bir işi yapmasını arzu etmez. Grup olarak yazılım geliştirmek ise tek başına yazılı mgeliştirmekten çok farklıdır. Doğru kullanıldığında müthilş motive edici olabilirken, yanlış tercihler yüzünden zaman kaybına da yol açabilir. Bu yüzden yol arkadaşlarınızı da dikkatle seçmelisiniz.

RDA ile Mobil Cihazlar Üzerinde Uygulama Geliştirme

Türkiye’de pek bilinmeyen bir şey mobil uygulama geliştirme hadisesi. Bu sebeple sessizliğimi bir süreliğine mobil işlemler için bozacağım.

Ben de herkes gibi mobil cihazlara ilk baktığımda “ulen kim kullanır bunu” demiş ve pek küçümsemiştim. Zira bir bilgisayar gibi rahat gelmemişti, yazı yazmak bile çok zordu bir kere. Hem database olsa bile ne kadar büyüklükte bir boyutu kaldırabilecekti ki? Fakat elbette Microsoft bizim için pek çok şey düşünmüştü.

Mobil işlemler hala sınırlı. Elbette bluetooth, wireless gibi pek çok seçenek gelişti. Fakat bunların yaygınlaşması zaman alacaktır. Biz oldukça eski fakat gerek kullanım kolaylığı gerek pratikliği ile oldukça popüler olmuş RDA hususunda ilerleyeceğiz. Bir de merge replication var ama ona değinmeyeceğiz.

Öncelikle RDA nedir onu bir açıklayalım. RDA yani Remote Data Access, bir ana veritabanı ve buna bağlı local veritabanları arasında yapılan işlemleri sağlayan mimaridir. İyi de ne bu şimdi artist misin demeyin örnekle açıklıyorum hemen.

Bir satış temsilcisi düşünün, bu adam günde 50 firma gezecek diyelim. Firmasının sorumluluğu mümkün olduğunca elemanından verim almaktır. İşte burada mobil cihaz devreye girer. Bu adama bir PDA ya da ne varsa verilir. Adam çıkış noktasındaki servera gelir ve mobil cihazını ana servera bağlar. Sonra cihazındaki RDA ile geliştirilmiş uygulamasını açar ve kullanıcı adı şifresi ile “data alma” kısmına gelir. Bu işlem ile sunucudaki en güncel bilgileri alır ve yola koyulur. Bu bilgiler uygulamanın ihtiyaçlarına göre geliştirilir. Adamın satış rotasını çizelgeleyen, noıtlar alabileceği bir arayüz oluşturulabilir. Neyse adam gezer tozar, işlerini halleder şirketine döner. Elinde pek çok data oluşmuştur. Yine başladığı noktaya döner. Server’a cihazını bağlar, bu sefer “data gönderme” olayının gerçekleştiği ekrandan yaptığı tüm aktiviteleri içeren dataları gönderir. Böylece hem cihazı temizlenmiş, hem en son güncel bilgiler ana makineye gönderilmiş olur.

İşte bizim Mobil işlemlerimizde RDA ana mantıkta bunu yapar. Ne kadar güzel değil mi?

Peki nasıl yapar? Bir kere bizim bir IIS’e ihtiyacımız var. Bu abi cihaz ile server arasındaki local bağlantıyı sağlar. Diğer ihtiyacımız şüphesiz Microsoft Sql Server. Bir ana veritabanımız olacak ki ondan gidip bize özel dataları alalım değil mi? Alalım nereye alacağız? Evet bir de mobil cihazlar için biçilmiş kaftan olan Sql Server Compact Edition’a ihtiyacımız var. Bunu da mobil cihazımıza yükledikten sonra olan “helva yapma” hikayesine dönüyor.

RDA Ne Yapıyor?

Helvayı .net ile yapacağımızı söylemiştim. Bu platform bize üç ana fonksiyon sağlıyor. İlk ikisini yukarıda anlattım, hani data al data gönder. İşte bunları Pull ve Push fonksiyonalrı ile yapıyoruz. Pull veritabanından ilgili dataları çekmeye, push ise elimizdekileri sunucuya göndermemizi sağlar. Diğeri de SubmitSql fonksiyonudur. Bu doğrudan sunucu üstünde değişiklik yapmamızı sağlıyor. Bu pek gerekmez, ama gerekebilir de değil mi?

Konuyla ilgili müthiş bir makale zamanında csharpnedir.com’da yayınlanmış. Ben üstten bir değinmek istedim. Belki vakit bulursam pek benzeri olmayan örnekler de eklemek isterim. En azından güncel olsun. 10 yıllık bilgiler değil de son teknoloji nereye geldi öğrenmek lazım değil mi?

Hadi bakalım, iyi oldu bu yazı.

Türkiye’de Yazılım Sektörü ve Gelecek

Yazılarıma dönüp baktığımda kendimi çok iyi bulmuyorum. Ama haksızlık da etmemem lazım zira “copy paste” ile “bir yerlere” gelebileceğini düşünenlerin var olduğu bir internet anlayışımız var ne yazık ki. Uzun zamandır aklıma her fikir geldiğinde, “blogumda hiç de fena durmazdı” diyorum. Bu sefer unutup gitmemesi için hemen klavyeme davrandım.

Konumuz Türkiye’de yazılım. Türkiye yapı itibari ile “uzmanlar” ülkesi. Herkes bir futbol yorumcusu, herkes en iyi şöför, herkes Türkiye’yi kurtaracak planlara sahip. Olay böyle mi?

Türkiye’de yazılım sektörü kim ne derse desin, ne istatistik gösterirse göstersin, “dengesiz bir şekilde” büyüyor. Beş yılda büyüyen ekonomi, internetin ve bilgisayarın yaygınlaşması, bunun sonucunda şüphesiz bir “talep” eğrisini oldukça yukarılara çekti. Bu fırsatı iyi değerlendiren “küçük” işletmeler, büyüdü. Peki nereye kadar?

Bilgisayar bilimleri bir yere kadar tahmin edilebiliyor. İstatistik bilimi, pek çok mühendislik alanında ana kaynaktır. Bunda elbette yıllarca gelen deneyim, yıllardır biriktirilen istatistiki kayıtların payı büyük. Fakat bilişim sektörü oldukça taze olduğundan geleceği “parlak” gözükse de, bu parlaklık insanların gözünü kör etmemeli. İlk başta sıvanan kollar, sonuçta yeterli diyebileceğimiz yazılımlar üretilmesine sebep oldu. Bunun başlıca sebebi Türkiye’de kalifiye elemanın olmaması. İşinde gerçekten doyuma ulaşmış, ya da doyuma ulaşmak için çabalayan kişiler yok, olması da pek zor. Sebebi çok basit: “Zaman kıtlığı, anlayışsızlık”. Zira bu ülkede yazılımdan para kazanmanız için bir şirketle çalışmalı, onların referansları ile yakaladıkları işleri yine onların yıllardır süregelen işleyişi ile tamamlamalısınız. Sizden beklenen bu. Kimse sizden devamlı gelişen yazılım teknolojilerini takip etmenizi beklemeyecektir. Yurt dışındaki “piyasa kodlaması” mantığı burada tamamen ters anlaşılmış durumda.

Yurt dışında bir “piyasa kodu” en iyi, en güncel yazılımlar ile yazılırken, burada sorunsuz olsun da, nasıl olursa olsun mantığı var çoğu yerde. Eleman yetiştirmek ya da “öğrenerek ilerlemek” diye bilinen işleyiş türü sanki buralara hiç uğramamış. Bu da hala dünyaca tanınan, saygı gören bir “yazılım” üretmemizi engelliyor ki bu çok korkunç bir durum. Zira Türkiye’de hiç de küçümsenemeyecek büyüklükte bir yazılım sektörü var.

Bununla ilgili birkaç yorum daha. Türkiye’den kaç adet “Open Source” proje çıkmış? Sanki hala “benim topum o, oynatmam” mantığı dolaşıyor. Örneğin birkaç sene önce giriştiğin benzer bir projede heyecanla sunumu yaptıktan sonra, kullanıcıların “warezlendi mi, kırıldı mı” gibi sorularını duyduktan sonra ne kadar üzüldüğümü söylesem azdır. Biz kırmaya, çalmaya çırpmaya, kısacası “hazıra konmaya” alışmışız. Elbette iyi niyetli uğraşlar yok değil, peki kaç adet Türk yazılım şirketi destek veriyor bu projelere? info@blablasoft.com isimli bir mail koyuyorlar web sitelerine, hani koymamışlar demesinler diye. Böyle nereye varılabilir soruyorum? Bir şirket ve elemanları bir konuda mükemmelleşebilir, peki ya talepler değişmeye rakipler artmaya ve müşteriler işin farkına varmaya başlayınca ne olacaktır?

Size söyleyeyim, kaynakları etkin bir şekilde kullanmanın anlamı işte o zaman tam anlamı ile anlaşılacak. Şu an bir yazılım ofisi on çalışanı ile yavaş yavaş ilerliyorsa bu çok üzücü. Şunu düşünmek lazım, “benim bir ekibim ve önümde yapabileceğim, dünyaya faydalı olabilecek onlarca proje var, bu ekibi sevgiyle ve deneyimle büyütmeli, onlarla fark yaratmalı ve kazancımı paylaşmalıyım.” Böyle bir mantık kaç şirkette var? Herkes bir misyon, vizyon tabelası asabilir firmasına. Peki gerçekleştirmek için tek hamle yapmadıktan sonra bunların anlamı nedir? İleride tüm bu firmalar şunu soracaklar, “neden bu haldeyiz.. Nasıl düzelebiliriz?” Yabancı kaynaklara, devasa danışmanlık firmalarına koşacaklar. Onlar bu söylediklerimden farklı şeyler söylemeyecekler.

Yazılım sektörü, en üretken, en hızlı ürün geliştirilebilen, yapımcısına en fazla haz veren bilim dallarındandır. Yazılımcı devamlı kafasında algoritmalar çizer, oturduğu yerden birkaç gün sonraki tasarımı kafasında oluşturur ve en önemlisi her zaman kendisini geliştirebileceği bir ortama sahiptir. Biz bunu bile değiştirmeye çalışabiliyoruz, özgürlüğü düşünce yapısını kısıtlamaya dahi gidebiliyoruz “şirket politikası” adı altında. Yazılımcılar sekiz dokuz saatini aynı koltukta geçirirken tek düşündükleri işlerini bir an önce bitirmek ise orada bir yanlış vardır. Zira yazılım eğlencelidir, yazılım dayanışma ister. Yazılım takip ister. Ekibi bir arada tutmak, onları sosyal bir hale getirmek, gerekirse beraber eğlenmek, hedefleri onlardan dinlemek, muhakkak fikirlerini öğrenmek, çalışanların anlamsızca gelişmesinin önüne geçmek ve her çalışan için bir gelişme planı yapmak adam akıllı her şirketin görevi olmalıdır. Zira onlar geliştikçe, şirkette gelişecek bakış açısı genişleyecektir.
Umarım bir gün biz de ne yaptığımızı, nereye gidebileceğimizi görebiliriz. Umarım bir gün bana bilgisayar bilimleri ile alakalı eğitim alan arkadaşlar “ne kadar kazanacağız” yerine “ne kazacağız, doyuma ulaşacak mıyız?” gibi sorularla gelirler. Kürekleri elimize almak oldukça basit fakat onları nasıl kullanacağımızı bilmemiz, öğrenememiz gerekli.

Kepler Havaya

Evet sonunda beklenen gün geldi. Beş yıl boyunca gelmez sandığımız mezuniyet gerçekleşti. Tezimi sundum, teslim ettim. Tezimi sevdiğim alan olan internet üstünde geliştirdim. Temmuz ayı ortalarında ne olduğunu kendiniz göreceksiniz.

Bu blog umarım mühendisliğe giden yolda sizlere faydalı olabilmiştir. Çok daha aktif olmayı, çok daha fazla makale yayınlamayı isterdim ancak bu kadarı elimden geldi. Bu günden sonra bilgisayar mühendisliği dışında, profesyonel olduğum ve hakkında uzun süredir sustuğum pek çok konu hakkında yazılarımı yazmaya devam edeceğim.

Görüşmek üzere.

İnternet, Web 2.0, Ajax, .Net, Framework, Intellisense vs. vs. ve Gelecek

Uzun bir aradan sonra merhaba.

Düşünüyorum da doğumumuzdan itibaren başkaları tarafından belirlenmiş bir istikamette, onların sınırladıkları duvarlar arasından süzülüyoruz. Kimimiz önden kimimiz arkadan birbirini takip ediyor. Fakat herkesin yolu ortak. Bunu büyük bir damar olarak düşünebiliriz, içinde milyonlarca kılcal damar var. Herkesin yolu ayrı gözükse de, herkes esasında aynı yolda.

Ne ki şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim. Herkes bilgisayar ve dolayısı ile teknolojinin inanılmaz hızlı gelişiminden yakınır. Kimileri artık yeni teknolojileri öğrenemediğini söyler. Fakat her zaman birileri öğrenir, bir yere kadar karnını doyurur sonra yine upgrade olur.

Bundan 7-8 sene önce, çok uzun gelmiyor daha dün gibi sanki, her yer Java Applet’leri ile doluydu. Dhtml menüler zortlar, sayfalar gereksiz efektlerle açılır, çoğu sitenin arkasında midiler çalardı. Anımsarsanız yüzünüzde tebessüm olacaktır değil mi?

Fakat şimdi dönüp inşaa ettiğimiz şeylere baktığımızda farklı bir tebessüm var yüzümüzde. Belki gurur denebilir buna. Neden? Oldukça optimize edilmiş, tablesız, MVC sistemlerini sonuna kadar kullanan, kimilerinin küçümsediği o internet sistemleri artık bir sanat olmuş durumda.

Peki acaba bundan sonra ne olacak. Romalılar gibi doyuma ulaşıp yerle bir mi olacağız? Ben pek sanmıyorum. Dedimya, yeni doğanlar için yeni yolları biz geliştiriyoruz zaten. Daha şimdiden birbirinin aynı, taklidi, klon onlarca sistem doldu. İnternet sanal bilgi alanı olmaktan ziyade bir çöplük oldu. Bunu fark eden, bilgileri toparlayıcı hedefi olan sistemler yükselişe geçti ki en güzel örneği Facebook ve Youtube sanırım.

Sağa bakıyorsunuz ajaxla süslenmiş içeriği olmayan binlerce blog, sola bakıyorsunuz binlerce dostluk sitesi, forumlara değinmeyeceğim bile. Fakat artık browser içinden çalışan ve birilerinin “bak bu güzel” diyip herkesin “huraa” diyerek saldırdığı web 2.0 denen şeyin de sonu geliyor gibi. Zira web 3.0′ın çıkacağı da duyuruldu. Gelişen internet bağlantılarının faydasıyla ben artık daha gelişmiş browserların ortaya çıkacağını, klasik sunucu-istemci olayının text based ya da max. flash arayüzlü sistemler yerine oldukça işlevsel, olmazsa olmaz sistemlere geçiş yapılacağını düşünüyorum.

En azından düşünüyorum evet. Zira sıkıldım artık Ajax’tan, word press’ten, rss’ten, css’ten. Artık aynı kokuyor sanki hepsi. Bu doyuma ulaşmanın farkında olan Microsoft SilverLight’ı çıkartmayı deniyor, ama acaba ne denli başarılı olacak.

Sözün özü şu güne kadar öğrendiğim tek şey, siz teknolojiyi yaratın kazanın. Siz teknolojiyi taklit edin az kazanın. Siz doyuma ulaşmış sistemleri kullanın kaybedin.

Bilgisayar Mühendisinin İş Arama&Bulma Süreci

En ilginç anların yaşanacağı, belki de en korkulan, arzulanan süreçten bahsedeceğim bugün.

Başından beri diyoruz ki anlaşılamadık. Kendimiz dahi başladığımız ve içinde bulunup sürüklendiğimiz sürecin sonunu kestiremiyorduk. Fakat kimsenin durdurmaya gücünün yetemediği zaman o mutlak sona bizi itiyordu. Mezuniyet!..?

Bir yandan 16 yıllık artık uzmanı olduğumuz eğitim hayatımıza güle güle demek için yanıp tutuşurken, bir yandan da tamamen uzağında bulunduğumuz iş dünyasına yanaşıyorduk ağır ağır. Peki bu süreç nasıl işliyor? Neler hayal ediyoruz, neleri görüyoruz yavaş yavaş.

Çoğu bilgisayar mühendisliği öğrencisi ilk senelerinde tamamen bulutlar üzerindedir. Şöyle geçmişine bakacak olursak: hedefi güzel bir üniversitede hayalini kurduğu bölümü kazanmaktır. Bunun için yüzseksen soruluk sınav için senelerce hazırlanır. Test kitabının cevap anahtarını daha az açmaya başladıkça hedefine yaklaşır ve nihayet ona ulaşır. Fakat iş yeni başlıyordur.

Sonraki senelerde gerçeği görmeye başlar. Asla hayallerin tam anlamıyla gerçeğe dönüşemediği gerçeğini. Buna kimi hayat okulu, kimi gerçek hayat dese de o öğrenciliğine devam eder. Hep dinler. Herkes tavsiyede bulunur, herkes her şeyi en iyi bilir. Bu çocuğun kafasının neden karışık olduğuna anlam veremezler. Şahane bir hayat onu bekliyordur. Gerisi hikayedir. Ama çocuğa göre ya kör olmuştur, ya da artık eskisi gibi arzulamamaktadır mesleğini.

Esasında çok önemli olan staj seneleri eğer çok şanslı değilse saate bakarak geçer. Gençliğe oldukça önem verilen? ülkemizde bir hayalet gibi gezer ofiste. Kimse ona yardımcı olmaya çalışmaz, nasıl olsa gidecektir birkaç gün sonra. Staj ona göre daha çok bir defter parçasıdır. Genelde birçok mühendislik öğrencisi gibi otuz iş günlük stajını tamamlar. Ama bu oldukça uzun sürede yapılanlar bir defteri dolduramaz. Bir şekilde oradan buradan müthiş microsoft icadı kopyala/yapıştır kombinasyonunu kullanarak staj defterini ve stajını tamamlar.

Sonrası esas konumuz. En komik, en şahane, en eğitici bölüm.

Bir bilgisayar mühendisi, hangi okuldan mezun olursa olsun asla tam bir mühendis olarak mezun olamaz. Zaten kimsenin de böyle bir şeyi iddia edeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de ne yazık ki hala bilgisayar mühendisliğinden çıkan bir adam hangi bölüme, departmana girmeli ve çalışmalıdır bilinmemektedir. Bu yazıyı yazmadan önce bilgisayar mühendisi arayan ilanlara bakayım dedim. Bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim. Grafikerden tutun, ayakkabı imalatçısına, hosting sağlayıcısından reklam ajanslarına kadar herkes bizleri arıyormuş meğer. Evet evet, işsiz kalma korkunuz olmasın. J

Bu son derece normal. Bilgisayarın bu denli hayata yayılmış olması elbette çoğu sektörde çalışabilmemizi sağlamakta. Fakat komik olan şey bizlerden beklenenler. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım alanında gelişmek istiyorsa bir yazılım firmasında junior olarak işine başlayıp uzmanlaşır. İşe alım sürecinde hafif algoritma bilgisi ve daha önce kod yazmış olması esas yeterliliktir. Fakat tabi kimse böyle söylemez, işte burada komiklikler ortaya çıkmaya başlar. Örneğin bir ilan şöyle diyor: “Analist programcı aranıyor”. Bir kişiye uzman diyebilmek için -bana göre- bir konuda en az iki yıl deneyim sahibi olması gerekmektedir. Bahsedeceğim ilanla tek ortak fikrimiz bu, zira bilgisayarda, hele hele yazılımda uzman olabilmek için sabretmek ve devamlı araştırmak gerekir. Bu da kısa sürede birçok şeyin öğrenilmesini engeller.

Şunları bekliyorlarmış adaydan:

- Asp, Aspx, Php konusunda deneyimli,

- C#, C++� � ve Visual Studio.NET ile en az iki yıl uygulama geliştirmiş,

- Visual SourceSafe veya benzer ekipmanlar kullanmış,

- Oracle, SQLServer, DB2, mySql, postreSql bilen,

- Stored Procedures ve Triggers konusuna hakim,

- AJAX, CSS, JavaScript, HTML, XML bilen,

- Multi-threaded yazılım geliştirme konusunda deneyimli,

- Ve benzer mühendislik kelamları…

Bunlara ek beş yıl sektörde çalışıyor olmak, askerliğini bitirmiş olmak, otuz yaşı aşmamak, yüksek yapmak.

Şimdi ya bu adamlar ne istediğini bilmiyorlar, ya da inanılmazı başarmak istiyorlar. Ben en çok veritabanı isimlerine güldüm. Sanırım bir veritabanı kıyaslama makalesi okuyup tüm kıyaslanan dilleri yazmışlar. Asp ile Php neden yanyana onu da çözemedim. Zira alacakları kişi bir analist programcı. Bir proje lideri olsa, bunları biraz bilse yeterli diyebilirim ama otuz yaşı da geçmemiş olmalıymış?

Ben işin içinden çıkamadım. Bir de ek olarak esnek çalışma saatleri var ki? Bunun anlamı iş hayatında “geberene kadar çalışmak”tır ne yazık ki. İşini seven insanlara koymaz bu, fakat hem üç kuruş alıp hem gece yarılarına kadar çalıştırılmak nedir çözemiyorum.

Sözün özü, mezun olmadan önce “yazılım, network, donanım” fark etmez, muhakkak birisini sevin ve onda uzmanlaşmaya çalışın. Zira hayatınızı etkileyecek en önemli an o dur. Onu başardıktan sonra muhakkak gerisi gelecektir. İşi işte öğreneceğiniz doğru olsa da, işi birazcık bilmeyenler, işini sevmeyenler kendilerine göre bir iş ne yazık ki bulamayacaklardır. Bulsalar dahi mutlu olamayacakalr hep şikayet edeceklerdir. Yukarıdaki ilanı vermemin sebebi de, “bak bu kriter bana uymadı” diye ilanı kestirip atmamanız içindir. Zira o bölümdeki insan kaynakları şeysi sizin bölümünüzü hiç bilmiyor olabilir, gidip şans denemekte fayda vardır. Onların birkaç klavye vuruşu ile istedikleri şeyler, yıllar geçse de öğrenilemeyecek şeyleri içeriyor olabilir.

Umuyorum şu günceden bir gün de siz okurlarıma güzel, iç ısıtıcı haberler verebilirim. Ben en azından şu güne kadar benzer yollardan geçtim, geçiyorum. Sizi bu meslekle ilgili bilgilendirmeye nefes aldığım müddetçe devam edeceğim.

Bilgisayar Mühendisliği Rehberi

Selamlar

abdullahonden.com bir slogan taşımıyordu başta. Fakat şimdi farkettim ki burası bir bilgisayar mühendisinin, mühendislik öncesi ve mühendislik sonrası adımlarını gayet samimi bir şekilde anlatıldığı bir yol haritası, adeta bir bilgisayar mühendisliği rehberi oluvermiş ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bunun önemini yeni kavradım. Esasında hobim olmayan, ama sonradan sevdiğim araba hususunda aramalar yaparken Barış Purut Bey’in Honda Jazz bloguna rastladım. Burada arabasını ilk aldığı andan itibaren yaşadıklarını anlatmış. Ne kadar basit denebilir başta, fakat o arabayı merak edenler için bana göre “kullanma kılavuzu” ya da “uzman görüşlerinden” daha iyi, daha samimi ve açıklayıcı bir kaynak oluvermiş.

İşte bu blog da tıpkı bu bahsi geçen blog gibi. İçeriği ile “abdullah önden” kişisini hedeflemek yerine, bir insanın bilgisayar mühendisliği öğrenciliğinden, bilgisayar mühendisliğine doğru olan yaşamını anlatacak.

Hani çocukken sorarlardı: “ne olacaksın?” diye. E o zamanda cin çocuklar en yüksek paranın kazanıldığı meslekleri söylerlerdi: “mühendis, doktor, çöpçü?” gibi.
İşte dilden dile dolaşan, efsane bir meslek gibi gözüken, kolay para kazanmanın anahtarı olduğu sanılan bilgisayar mühendisliği umarım bundan sonra okurlarımız tarafından daha iyi anlaşılacaktır.

PHP ve MySql ile İnternet Programlamaya Giriş

Buraya tıklayarak internet programlama, php ve mysql hakkında yazdığım oldukça doyurucu bir makaleye ulaşabilirsiniz.

Açık kaynağın gücü, tekelin zorbalığı ve aradan sıyrılan Web 2.0!

Konu fena değil mi? Yıllardır tartışılagelen “asp mi döver php mi?” sorusunun merkezi belki de. Open source ve karşısında kapitalizmin dibinde biten Microsoft ürünleri.Şöyle bir bakalım. Bir şirket ile görüşmeye gidiyorsunuz, şahane bir fikriniz ya da ürününüz var. Sunum başlayacakken soruluyor “altyapı ne olacak?”. Eğer linux altyapısı gösterirseniz gülüşmeler fısıldaşmalar duyuluyor. Fakat bir Microsoft ürününü önlerine sunarsanız “şahane” gibi tepkiler gelebiliyor, güven duyuluyor. Sebep? Çünkü biz etiketler ülkesiyiz.

Peki böyle mi? Neden taktın bu kadar Microsoft’a?

Microsoft’a takıldığım düşünülmemeli. Tepkimin sebebi insanların etiket merakı, araştırmadan kaçması, farklı çözümlere yanaşılmaması, kalabalık olan her yerde çözümün olduğuna inanılması. Yoksa Microsoft gerçekten de dünyada en iyi yazılımcılara sahip, oldukça güzel ürünleri, projeleri olan bir firma. Visual Studo serilerini keyifle takip ediyor ve kullanıyoruz. Meseleyi biraz daha açalım.

Mavi Jeans ünlü olmadan önce oldukça düşük fiyatlardan pantalon satıyordu. Fakat ciddi ve kaliteli reklam stratejisi ile markasını tanıttı. Bu da etiketlere doğrudan yansıdı. Aynı kalitede üretim yapan fakat reklamı beceremeyen firmaların pantolonları aynı kalitede görülmedi halk tarafından. Neden? Çünkü herkes Mavi giyiyordu, güveniyordu.
Microsoft da böyle. En azından Türkiye’de hala böyle. Şimdilerde geliştirdiğiniz platformlar ne yazık ki Microsoft altyapısı ile geliştirilmeli gibi bir dayatma var gibi gözüküyor. Onun yazılım ekipmanı ile geliştireceksin, onun altyapısında verileri tutacaksın, onun standartlarına uyacaksın falan filan… Peki biz bu firmaya neden bu kadar bağlıyız? Hiç mi yok alternatifimiz?

İşte burada özgür yazılım olarak ifade edebileceğimiz open source uygulamalar dikkatimizi çekiyor. Bu uygulamalar tekelciliğe haykıran birkaç kişinin ürettiği şeyler. Hedeflerinde ilk sırada para olmadığından yaygın olarak kullanılsa da çok büyük projelerde ne yazık ki hala istenilen seviyede özgür yazılım bulmak zor. En azından Windows uygulamalarında çok çok büyük projeler göremiyorduk, ta ki internet çıkagelene kadar. İnternet ile insanlar mesafelere bakılmadan daha da yakınlaştı, kulaktan kulağa dolaşan şeyler haykırılmaya başlandı ve özgür yazılım oldukça büyüdü.

İnternet ve Özgür Yazılım

Belki de özgür yazılımın en çok kullanıldığı alan İnternet. Programcılık da tıpkı insanlar gibi çok çeşitlidir. İnternet programcılığı bunlardan sadece biri ve belki de günümüze gelene kadar en küçük görülenlerindendir. Sistem programcıları, windows uygulamaları geliştirenler, database yöneticileri böyle kikirdeyerek bu kişilere yaklaşırlar(dı). Günümüzde ise göremedikleri şeyleri bazıları görmeye başladı. Evvelki satırlarda ifade ettiğim şeyi unutuyorlardı. “Mesafe ve insanların insan olduğu”.

İnternet insanları sıra arkadaşı mesafesine indirdi, samimiyeti getirdi. Gelişen teknoloji ile beraber iletişim kolaylaştı. Öyle ki artık insanlar görüntülü, sesli iletişimi yok denecek ücretler ile yapmaya başladı. Elbette internetin bunda yadsınamaz payı vardı. Zira insanlar üstünde koştukları program ile ilgilenmek yerine, kendilerine yön veren, onların çıkarlarını gözeteden yazılımlar ile daha çok ilgilenirlerdi. İnternet onlara pek çok “fayda” sağladı ki fayda kavramının insanoğlu için ne kadar önemli olduğunu tekrar anlatmak dahi istemiyorum.

Böylece insanlar görmeye başladılar. Banka işlemlerini evlerinden halledip, araştırmalarını internet üzerinden yapmaya başladılar. Facebook gibi uygulamalar ile unuttukları yüzleri hatırlayıp internet forumlarında klavye şövalyesi oldular. Böylece “marjinal fayda” doruğa ulaştı, kullanıcı ihtiyacını karşılayıp mutlu oldu, bunun yanında haz da duydu. Zira minimum maliyete maksimum verim aldı.

Peki ya internetin geleceği? Türkiye?

İnsan içinde bulunduğu şeylerin farkında olamıyor. Tıpkı akvaryumda yaşan balıklar gibi. Bundan daha beş sene öncesinde ADSL sadece şirketlerde bulunuyordu. İnsanlar (en azından ben) harıl gürül modem gıcırtılarıyla, 146′larla internete bağlanıp saatlerce bekleyip Led Zeppelin’in Stairway To Heaven şarkısını indirmeye çalışıyorlardı. Şimdi ise beklentiler değişti, gelişti. Peki ya internet?

Tim O’Reilly ki Web standartlarının kaşifi olan O’Reilly Media’nın kurucusu, bunu Web 2.0 ile açıklıyor.

Tim O’Reilly’e göre Web 2.0′ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Bunun anlamı şudur; İnternet kullanıcıları salt bilgi alan kişiler olmanın ötesinde, teknolojinin getirdikleri ile bilgi veren, geliştiren, önüne sunulan seçenekler ile yenilikler yaratan üretken kullanıcı sınıfına dönüşecektir.

Bu bana göre çok heyecan verici. Zira eskiden Google amcaya soru sorar, oradan bir copy/paste ile oluşturulmuş siteye girer, okur, heyo çığlıkları ile kapar giderdi kullanıcı. Fakat bununla artık farklılaşmalar doğdu, kullanıcılar doyuma ulaşmaya başladı. Sanılanın aksine Web 2.0; Ajax, CSS, Div taglarından ibaret bir dil topluluğu değildir. Hala ne yazık ki bu anlaşılamadı.

Peki bunun dışında ne getirecek? Web 2.0 ile Açık kaynaklı yazılımın, Microsoft’un ne alakası var?

Doğrudan kullanıcıyı etkileyecek ve içine çekecek olan Web 2.0 yazılımları ile kullanıcıların her biri artık bir geliştirici olacaktır. Bu da özgür yazılımın insanılmaz bir grafik ile yükselişe geçmesini sağlayacaktır. Öyle ki bu kullanıcılar özgür yazılım projelerinde aktif rol oynayarak internette salt bilgi alan kesimden çıkıp insanlara çözümler sunan bireylere dönüşecektirler. Hatta bundan ekmek yenmeye başlandı bile. Dikkat ederseniz Facebook.com Web 2.0′ın zirvesinde şu an. Fql, Ftml gibi kendi yazılımları tamamen PHP, C ve C++ ile geliştirildi. Bu da özgür yazılım ile oluşturulmuş en büyük sitelerden biri arasında kendisini göstermemizi sağladı. Böylece sessizce olsa da özgür yazılıma güven arttı, bu da doğrudan Microsoft ve benzeri firmaları düşündürüyor olsa gerek. Örneğin İngiltere’de şirketler artık Windows sunucuları yerine Unix sunucuları tercih ediyorlar. Zira Unix sunucuların bir yıllık maliyeti, Microsoft sunucularının bir aylık maliyetine eşdeğer.
Sektörlere getirecekleri

Şunu iyi biliyoruz ki sektörler en çok maliyete ve faydaya önem veriyor. Eğer bir firma, şirket, kobi, holding kendisine fayda sağlayacak, satış yüzdelerini artıracak bir yazılım bulursa dikkat kesiliyor, gerekirse büyük meblağlar ödüyor. Fakat özgür yazılım ile bu meblağlar düşecek, çözümler artacak, tekel yok olacaktır. Zira çözümler artacak, seçenekler çoğalacaktır. İnsanların Linux tabanlı sistemlere güveni, interneti etkin kullanmasıyla yazılım anlayışı değişecektir. Firmalar mağazalarını tek tıkla internet üzerinden kontrol edebilecek, anlık veriler ile en kesin rakamlara ulaşabilecekler ve en önemlisi bu sistemler için milyon dolarlar ödemeyeceklerdir.

Sözün özü, katılımcı internet sitelerinin yükselişte olduğu günümüzde şirketler için fantastik çözümler sırada gibi. Alışılagelmiş yazılımların yanında daha etkileşimli, kullanıcısına heyecan veren basit ama kullanışlı, çok daha hızlı sistemler kullanıcılarını bekliyor olacak. Yazılımcılar ise kapalı kutu Microsoft yazılımlarından çıkıp, bağımsız yazılımlar ile programlarını tamamen özgürce, altyapısını bilerek, alınteri ile üretip oldukça özgün sistemler kurabileceklerdir. Web 2.0 standartlarıyla beraber gelen Ajax ve bilimum ekipmanı da kullanarak oldukça hızlı ve oldukça esnetileblir, güvenilirliği yüksek yazılımları oldukça düşük maliyetlere müşterilerine sunarak kar marjlarını yüksek tutacaklardır.

Sanırım tüm bu anlattıklarım bir laf çorbası olmamıştır. Bunlar beni heyecanlandırıyor. Hem de çok. Umarım heyecanımı düzgün paylaşıp sizlere faydalı olabilmişimdir. Yakında yeni projelerim ile beni Web 2.0 içinde göreceksiniz gibi hissediyorum :)

  • Sayfa 1 - 2
  • 1
  • 2
  • >