• Sayfa 1 - 2
  • 1
  • 2
  • >

Yazılımdaki en büyük sır: İstersen her şeyi yapabilirsin!

İstersen her şeyi yapabilirsin!

İstersen her şeyi yapabilirsin!

Evet. Yeteri kadar deneyimi olmayan kişiler bunu pek bilmez ve devamlı kendilerini strese sokarlar gereksiz yere. Ama bu bir gerçektir. Önemli olan iyi analiz yapabilmek, düzenli bir program oluşturmaktır. Gerisi muhakkak gelecektir.

Elbette burada en önemli unsur bu şeyi “ne kadar istediğini” bilmek ile alakalıdır. Bunlardan ders çıkartmak isteyecek arkadaşlara tavsiye şöyle olacaktır ki, sakın kendinize minik hedefler koymayın. Güzel bir projeniz var onun çerçevesini yapın, ana hatlarını belirleyhin, onu ortaya çıkartmaya çalışın. Sakın bunlar yokken içini boyamaya kalkmayın. Anlamsız mı oldu? O halde biraz daha gerçekçi yaklaşalım.

Güzel bir web 2.0 projeniz var. Sizi aynı zaman da potansiye kullanıcıları heyecanlandırıyor. Siz projenin ana kısmını düşündükten sonra, proje planını yaparken hangi Ajax kütüphanelerini kullanacağınızı, hangi css classlarını kullanacağınızı düşerseniz projede kaybolursunuz. Doğru adımlama yapmaya özen göstermelisiniz. Bu projede ilk yapılması gereken adam başına işi hesaplamak, altyapı ihtiyaçlarını belirlemek, projenin benzer örnekleri varsa piyasadaki yerini öğrenip doğru yanlış teorilerini ortaya çıkartmak size oldukça farklı şeyler katacaktır. Daha sonra yazılımsal açıdan adımlamalar yapılmalı. Projenin hangi gün hangi aşamada olması gerektiğini güzelce planladıktan sonra işe girişmelisiniz. Yine “ben kahramanım, her şeye yeterim” diye düşünmemeli, muhakkak ekip çalışmasını hayatınıza katmalısınız. Zira kurumsal işlerin pek çoğu tek başına bir kişinin yapabileceği işler değildir, olsa bile hiçbir kurumsal firma tek bir kişinin büyük bir işi yapmasını arzu etmez. Grup olarak yazılım geliştirmek ise tek başına yazılı mgeliştirmekten çok farklıdır. Doğru kullanıldığında müthilş motive edici olabilirken, yanlış tercihler yüzünden zaman kaybına da yol açabilir. Bu yüzden yol arkadaşlarınızı da dikkatle seçmelisiniz.

Söyledim gitti

İnsan ulaşılamayan şeyleri ister. Bu şeylere ulaştığında yeni ulaşamayacağını düşündüğü  şeyleri ister. Bu devinim insanın en ulaşamayacağı gerçeği olarak gördüğü ölümüne değin sürer gider.

Yaşamak

İnsan hissettikçe yaşar, yaşadıkça hisseder. Dinler, kulak kabartır, öğrenmeye çalışır. Karaktere bürünür, rol yapar, yalan söyler, koşar, durur.

Kimileri kendilerini tanımak için bunca uğraşı verirken, kimileri her adımlarında kendilerinden biraz daha uzaklaşmak ister. Yaşamanın getirdiği büyü insanın her an nefes aldığını unutturur. Her şeyin aslında düzgün olmadığını, tek bir şeyin dahi o parlak, şahane olarak gösterilen “gelecek” denen hadiseyi yok edebileceği gerçeğini insanoğlunun unutması ne kadar da manidar.. Oysa ki tek yapılması gereken nefesi tutmaktır, öyle değil mi?

İnsan denen mahluk, her adımında, her hareketinde son denilen başlangıcı hatırlasaydı, her ürperdiğinde daha derine sakladığı korkusunu ortaya çıkartsaydı belki de bunca acı, bunca felaket yaşanmaz olurdu. Fakat insan aynı zamanda saftır, kolay inanır. İmgelere aşık olur, onların hiç bitmeyeceğini sonsuza dek mutlu kalacağını düşünür. Peki ya öyle mi? Yaşamak, nereye kadar?

Web Sitesi Yaptırmak!

Bu konuya daha önceden değinmiştim. Fakat biraz daha farklı bir bakış açısı ile yaklaşmam sanırım daha faydalı olacak.

Öncelikle bu konu ile ilgili iseniz, kafanızda bir “web sitesi sorusu” olmalı. Belki sahibisiniz, belki değilsiniz. Fakat bunlar okuduğunuza göre bir web sitesi nedir, ne sağlar tahmin edebiliyorsunuzdur.

Gördüğünüz üzere, Google’da iki şey aratıp buraya ulaşıp, hiç tanımadığınız kimin nesi olduğunu tahmin edemeyeceğiniz birisinin kalemini takip edebiliyorsunuz. Vay canına, böyle söyleyince sanki biraz garip geldi öyle değil mi?

O halde şunu kabul edelim, internet çok çok güçlü bir teknoloji, elbette doğru kullanıldığında. Bakın çoğu kişi bu son şeyi söylemez. Zira dünyada olduğu gibi, internette de bir “doğru” kavramı oturmuş değil. Bilişim firmalarına, yatırımlarını daha çok internet teknolojileri üstüne yapmış kurumlara gidin, göreceksiniz ki her kurum farklı bir doğruya sahip. Yani herkes farklı standartlara sahip. Fakat internet bu standartlara sahip mi? Zira internet dediğiniz şey parmak ile gösterilebilecek ya da bir sıralar pek çok kişinin düşündüğü gibi bir “microsoft internet explorer simgesi” değil ki. İnternet hayal edilemeyecek kadar büyük bir kütüphane, sinema, toplantı salonu veya limitlerinizi zorlayıp üretebileceğiniz herhangi kocaman bir “şey”. Daha zar zor anlaşılabilen bu “şeyi” kullanmak da elbette öyle kolay değil. Hele ki doğru kullanmak günümüzde ülkemizde sadece lafta kalıyor.

Para! Dünyanın çalkalanmasının sebebi. Eskiden kasların şişkinliği ve kılıçların keskinliği iken “gücü” tanımlayan unsurlar, şimdi “para” ve “teknoloji” bunların yerini almış durumda. Parası olan fakat teknolojiyi kullanamayan ya da teknolojisi olan fakat parayı bulamayan pek çok kurum hızla batmakta. Dengeyi sağlayabilenler ise güç bela ayakta kalmakta, hele ki günümüz şartlarında.

Bu sebeple bir kurum, bir web sitesi yaptırmak, kurmak istiyorsa ve o kurumun bu amacı yalnızca “görüntü ve imaj” ise, bu kurum bu web sitesinden faydalanamayacaktır diyebiliriz. Web siteleri bir kartvizit midir? Eh kimine göre evet. Peki ya web siteleri bir silah olabilir mi? Eh kimine göre de bunda şüphe hiç yok!

100 kişi çalışan sahibi olmak, iyi projeler çıkartmak, şahane web sistemleri oluşturmaya yetmez asla da yetmeyecektir. Eğer ki müşteri projesini yalnıca “imaj aracı” olarak görüyorsa, eyvah! O bir yatırımdır, yatırımlar geri dönüşüm sağlamalıdırlar, sadece geri dönüşüm de değil, kat be kat dönüşüm sağlamalıdırlar.

Bu sebeple, artık interneti bir bilim dalı olarak görmeli ve açmayı düşündüğünüz her internet sitesini bilimsel bir proje olarak düşünmelisiniz. Bunun yanında çalıştığınız insanlar da bunu bir bilimsel proje olarak görmeliler. Aksi takdirde, şu anda unutulmuş fakat pek çok sıfır dolu banknot ile açılmış web siteleri gibi sizin bu projeleriniz de, internetin kara deliklerinden birine düşecektir.

Fakat, benim gibi hayal kurmayı seven, internete farklı yaklaşımlarda bulunabilen bir adamı yakalarsanız, o zaman işler değişir. O zaman üreteceğiniz şeyin kendisinin de tıpkı bir yapay zeka gibi bir şeyler üretmeye başladığını göreceksiniz. Bu sefer siz talebe yetişemeyeceksiniz. Doğru adımlar, doğru sonuçlar doğurur. Doğru projeler, doğru adamlar ve doğru yatırımcılar ile birleştiğinde havadan şeyler değil, adam gibi şeyler üretilir.

Farklı bir projeniz olsun istiyorsanız o zaman bana nasıl bulaşacağınızı düşünmelisiniz. Aslında o kadar da düşünmenize gerek yok :) Ben burada olmaya çalışacağım sanırım.

Görüşmek üzere.

İnternetten Para Kazanın

Esasında internetten para kazanmak terimi ülkemizde korkunç yanlış anlaşılmadan ibaret. Her yerde görürsünüz “kılınızı kıpırdatmadan bin ytl kazanın” vs vs. Sizce böyle bir şey mümkün mü? Neyse konumuz aldatıcı reklam sloganları değil. Konumuz internetten para kazanmak!

Şimdi bu terime neden yanlış dediğimi belirtmek isterim. Para kazanma hadisesi dünyada hangi zamanda olursanız olun bir konuda bir emek harcadığınız takdirde gerçekleşir. Elbette şans oyunlarını bu kategori altına sokmuyorum.

İnternetten para kazanma meselesinde ise kimsenin kesin konuşabileceğini sanmam. En azından sizin düşündüğünüz o minimum uğraş, maksimum para olayı konusunda… İnternetten para kazanmak için öncelikle ciddi bir “projeye” ihtiyaç duyulmakta. Bakın proje diyorum, bir web sitesi değil. Zira web siteleri tek başlarına bir hiçtirler. Onları proje haline getiren devamlı kendi içinde, zamanın getirdikleri ile gelişmeleridir. Birkaç statik sayfa, asla üstüne uğraşılmayan bir site biliyor musunuz güçlü yatırımlar alan, iyi paralar kazandıran?

Yani para kazanmanın temel meselesi internetten para kazanmak konusunda da mevcut. Onları hatırlatmam gerekirsek:

- Zaman: Ne olursa olsun, ne kadar bol görürsek görelim zaman sınırlı bir şeydir. İyi planlanılmadığında şirketleri, projeleri, şahısları yerin dibine gömebilir. İnternet projeleri de iyi planlanılmadığında treni kaçırabilir.

- Yatırım: Her proje kendi çapında bir yatırım ister. Planını iyi yapamamış bir proje geliştiricisi, başta işe ‘yatırım yapmadan’ girişip ucuza getirmek istediği projesini birkaç yıl sonra eline yüzüne bulaştırabilir. Bu sebeple zaman-yatırım ilişkisi proje geliştirilmesi hususunda büyük önem arz etmektedir.

- İnsan gücü - Emek: Bu şüphesiz yatırım ve zaman ile doğrudan alakalı bir madde. Her projede olduğu gibi internet projeleri de belli bir iş gücüne ihtiyaç duyar. Bilişim teknolojilerinin güzelliği minimum maliyete maksimum verim alınabilen az sayıda sektörden biri olmasıdır. Fakat bu yine plansızlığı da beraberinde getirir. Kimi projeler, proje geliştiricisinin artık zaman ayıramamasından çöküş aşamasına geçmiştir. Ya da doğru bir plan yapılmamış, analizleri eksik oluşturulmuş, dökümantasyonu olmayan projeler ekip değiştikçe yeni elemanlar için devamlı bir zaman kaybı olurlar.

Göreceğiniz gibi “ben bir web sitesi açayım, para kazanayım” demek, sadece basit bir hayalden ibarettir. Öyle ki nice şahane fikir, doğru planlanamadığı için daha doğamadan yitirilmiştir.

Türkiye’ye dönecek olursak, Türkiye henüz internet teknolojilerinde taze bir ülke. Her Türk’ün şüphesiz “harika” fikirleri vardır. Fakat yukarıda saydığım pek çok şeyi gözardı eden pek çok Türk girişimci ne yazık ki “hüzünle” bu sektörden ayrılmaktadır.

Ne yapmalı? Elbette “kocaman” bağıranlardan uzaklaşmalı. Zira bir kişi ne kadar çok bir şeyi bildiğini haykırıyorsa bir hata yapıyor demektir. Farkında olmasak da kaliteli işlerin kendiliğinden hak ettikleri yerlere geldiğini görmekteyiz.

Bir de elbette bilişimin temellerini bilmeden, interneti yalnızca bir “reklam mecrası” olarak gören ve ne yazık ki sahiplenenler var ki.. Aman aman. İnsanı resmen bu sektörden soğutuyorlar. Sırf yatırımcı olduklarından “müthiş fikirler, müthiş ürünler” sahibi olduklarını düşünüyorlar. Gözlerini kaplayan bu müthiş parlaklık, yeni teknolojilerin çatır çatır yayılması ile onları büyük bir hüzne boğacaktır şüphesiz. Bu sebeple yatırımcıların da dikkatli olması gerekli. Web Trends olarak kabul ettiğimiz web 2.0, web 3.0′ın getirdiği şeylere asılıp başarı beklemek sadece gülünç. Zira zamanla internet kullanıcılarının pek çoğu user-friendly yapısından ziyade “kullanıcı doyurucu” sistemlerin arayışına geçecekler. Şunu unutmayın, teknoloji gelişiyor, insanlar yaşlanıyor, insanlar teknoloji ile birlikte yaşlanıyor. Artık o “mouse imlecini takip edemeyen” kuşak geçip giderken, sizin kadar kod yazabilecek yapıda insanlar ortaya çıkıyor. Hey, “oturursam bu sistemi bir haftada yazarım, hıh” diyen gençleri görmüyor musunuz? Herkes web sitesi uzmanı, herkes hosting satıcısı, herkes yazılımcı oluyor?

İşte bir notkadan sonra çok çok daha farklı yapılar göreceğiz. Bu sebeple gözlerini iyi açanlar, ileride çok çok kar edecekler. Umarım biz de onların arasında oluruz.

Kepler Havaya

Evet sonunda beklenen gün geldi. Beş yıl boyunca gelmez sandığımız mezuniyet gerçekleşti. Tezimi sundum, teslim ettim. Tezimi sevdiğim alan olan internet üstünde geliştirdim. Temmuz ayı ortalarında ne olduğunu kendiniz göreceksiniz.

Bu blog umarım mühendisliğe giden yolda sizlere faydalı olabilmiştir. Çok daha aktif olmayı, çok daha fazla makale yayınlamayı isterdim ancak bu kadarı elimden geldi. Bu günden sonra bilgisayar mühendisliği dışında, profesyonel olduğum ve hakkında uzun süredir sustuğum pek çok konu hakkında yazılarımı yazmaya devam edeceğim.

Görüşmek üzere.

İnternet Sitesi Yaptırmak?

Bedava internet sitesi!

Sizin de bir web siteniz olsun!

5 dakikada web sitesi!,

Vay canına..

Bundan yedi sekiz sene önce her yer böyle idi. Türkiye’de internet anlayışı değişecek sandık, ama hala aynı teraneleri görüyoruz.

Bir kere Frontpage, Dreamviewer gibi programlar ile iki resim koyup, iki font bold eden arkadaşlar web sitesi sahibi olduklarını düşünüyor, hatta kimileri kendilerine bir isim de koyuyorlar; webmaster. Yani öyle aştık ki biz master olduk abi, guru olduk.

Günümüzde internet ve internet sayfalarıyla ilgili diğer bir klişe de “kanun geliyor, site yaptırın, yaptırmazsanız bittiniz” gibilerden tehditvari sloganlarla müşteri kovalama çabaları. Şimdi kimse bu yasanın getirilerini bilmiyor, gelin sitenizi yapalım diyen adamlar da kanunun istediklerini bilmiyorlar. Tek çıkarları iki klavye vuruşu ile hazır template web sitelerinin sloganlarını, paragraflarını değiştirmek ve “tataa” alın size web sitesi. “Ne yani, bir alanadın var, explorera giriyorsun ve karşına bir site geliyor, daha ne istiyorsun.”

Türkiye’de internete global şekilde yaklaşan az kurum var. İnternet kullanıcı ile kullanıcıya seçenekler sunan web sitesini bir göz temasına getirebilen yegane kuvvetli araç. Karşınızdaki sizin her hamlenizi yapmaya hazır, ileri git dersiniz gider, geri dön dersiniz döner. O sizde ise sizden bir şeyler almak ister. Fakat bunu verebilmek, onunla iyi anlaşmak henüz buraların önemli konularından değil. “Bir web sitemiz olsun da itibarımız sarsılmasın” anlayışı oturmuş durumda.

Bir de böyle Flash animasyonları, filmler böyle çicekler böcekler. Yahu, ben bir anahtar firmasının web sitesinden ne bekleyebilirim ? Bunu düşünmek önemli olan. Siz ona animasyonlar sunun efendime söyleyeyim böyle uçan anahtarlar yapın o onu ilgilendirmemektedir. Adam oraya şubelerinizi öğrenmeye gelmiştir belki. Ona en etkili, en hızlı belki görsel biçimde bunu anlatacak bir yapıya sahip olması önemlidir sitenizin.

Son zamanlarda buna biraz da olsa dikkat ediliyor, ama bu dünyaya baktığımızda Türkiye’de çok çok az. Bakın çoğu yerde “design engineer” lar var. Bu adamlar sitenizin mouse imlecinden tutun, arama butonunun şekline kadar, menülerinizin yatay, dikey olmasından sayfanızın üç sütunlu olmasına kadar bizim “ne var yahu, onu biz tasarlarken zaten düşünüyoruz” dediğiniz şeylerden kamyon kadar para kazanıyorlar.

Neden? Çünkü bir web sitesinin milyonlarca dolar getirebileceğini keşfetmişler.

İşte Türkiye bunu keşfetme arefesinde. Dileğim o dur ki bunu kötü deneyimlerle kefşetmeyelim. Bizim en kötü şansımız burada ilşini seven adamların işini yapamaması. Yıllarca matbaalarda dolaşmış, artık işsizlikten web siteleri yapmaya başlamış ajanslar ellerindeki işe ne yazık ki bir mühendislik işi gibi yaklaşamıyorlar. Bunu da beklemek doğru değil zaten. Burada esas problem müşterilerin yaklaşımı.

Umuyorum yakın zamanda bu problem de anlaşılacaktır.

İnternet, Web 2.0, Ajax, .Net, Framework, Intellisense vs. vs. ve Gelecek

Uzun bir aradan sonra merhaba.

Düşünüyorum da doğumumuzdan itibaren başkaları tarafından belirlenmiş bir istikamette, onların sınırladıkları duvarlar arasından süzülüyoruz. Kimimiz önden kimimiz arkadan birbirini takip ediyor. Fakat herkesin yolu ortak. Bunu büyük bir damar olarak düşünebiliriz, içinde milyonlarca kılcal damar var. Herkesin yolu ayrı gözükse de, herkes esasında aynı yolda.

Ne ki şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim. Herkes bilgisayar ve dolayısı ile teknolojinin inanılmaz hızlı gelişiminden yakınır. Kimileri artık yeni teknolojileri öğrenemediğini söyler. Fakat her zaman birileri öğrenir, bir yere kadar karnını doyurur sonra yine upgrade olur.

Bundan 7-8 sene önce, çok uzun gelmiyor daha dün gibi sanki, her yer Java Applet’leri ile doluydu. Dhtml menüler zortlar, sayfalar gereksiz efektlerle açılır, çoğu sitenin arkasında midiler çalardı. Anımsarsanız yüzünüzde tebessüm olacaktır değil mi?

Fakat şimdi dönüp inşaa ettiğimiz şeylere baktığımızda farklı bir tebessüm var yüzümüzde. Belki gurur denebilir buna. Neden? Oldukça optimize edilmiş, tablesız, MVC sistemlerini sonuna kadar kullanan, kimilerinin küçümsediği o internet sistemleri artık bir sanat olmuş durumda.

Peki acaba bundan sonra ne olacak. Romalılar gibi doyuma ulaşıp yerle bir mi olacağız? Ben pek sanmıyorum. Dedimya, yeni doğanlar için yeni yolları biz geliştiriyoruz zaten. Daha şimdiden birbirinin aynı, taklidi, klon onlarca sistem doldu. İnternet sanal bilgi alanı olmaktan ziyade bir çöplük oldu. Bunu fark eden, bilgileri toparlayıcı hedefi olan sistemler yükselişe geçti ki en güzel örneği Facebook ve Youtube sanırım.

Sağa bakıyorsunuz ajaxla süslenmiş içeriği olmayan binlerce blog, sola bakıyorsunuz binlerce dostluk sitesi, forumlara değinmeyeceğim bile. Fakat artık browser içinden çalışan ve birilerinin “bak bu güzel” diyip herkesin “huraa” diyerek saldırdığı web 2.0 denen şeyin de sonu geliyor gibi. Zira web 3.0′ın çıkacağı da duyuruldu. Gelişen internet bağlantılarının faydasıyla ben artık daha gelişmiş browserların ortaya çıkacağını, klasik sunucu-istemci olayının text based ya da max. flash arayüzlü sistemler yerine oldukça işlevsel, olmazsa olmaz sistemlere geçiş yapılacağını düşünüyorum.

En azından düşünüyorum evet. Zira sıkıldım artık Ajax’tan, word press’ten, rss’ten, css’ten. Artık aynı kokuyor sanki hepsi. Bu doyuma ulaşmanın farkında olan Microsoft SilverLight’ı çıkartmayı deniyor, ama acaba ne denli başarılı olacak.

Sözün özü şu güne kadar öğrendiğim tek şey, siz teknolojiyi yaratın kazanın. Siz teknolojiyi taklit edin az kazanın. Siz doyuma ulaşmış sistemleri kullanın kaybedin.

Bilgisayar Mühendisinin İş Arama&Bulma Süreci

En ilginç anların yaşanacağı, belki de en korkulan, arzulanan süreçten bahsedeceğim bugün.

Başından beri diyoruz ki anlaşılamadık. Kendimiz dahi başladığımız ve içinde bulunup sürüklendiğimiz sürecin sonunu kestiremiyorduk. Fakat kimsenin durdurmaya gücünün yetemediği zaman o mutlak sona bizi itiyordu. Mezuniyet!..?

Bir yandan 16 yıllık artık uzmanı olduğumuz eğitim hayatımıza güle güle demek için yanıp tutuşurken, bir yandan da tamamen uzağında bulunduğumuz iş dünyasına yanaşıyorduk ağır ağır. Peki bu süreç nasıl işliyor? Neler hayal ediyoruz, neleri görüyoruz yavaş yavaş.

Çoğu bilgisayar mühendisliği öğrencisi ilk senelerinde tamamen bulutlar üzerindedir. Şöyle geçmişine bakacak olursak: hedefi güzel bir üniversitede hayalini kurduğu bölümü kazanmaktır. Bunun için yüzseksen soruluk sınav için senelerce hazırlanır. Test kitabının cevap anahtarını daha az açmaya başladıkça hedefine yaklaşır ve nihayet ona ulaşır. Fakat iş yeni başlıyordur.

Sonraki senelerde gerçeği görmeye başlar. Asla hayallerin tam anlamıyla gerçeğe dönüşemediği gerçeğini. Buna kimi hayat okulu, kimi gerçek hayat dese de o öğrenciliğine devam eder. Hep dinler. Herkes tavsiyede bulunur, herkes her şeyi en iyi bilir. Bu çocuğun kafasının neden karışık olduğuna anlam veremezler. Şahane bir hayat onu bekliyordur. Gerisi hikayedir. Ama çocuğa göre ya kör olmuştur, ya da artık eskisi gibi arzulamamaktadır mesleğini.

Esasında çok önemli olan staj seneleri eğer çok şanslı değilse saate bakarak geçer. Gençliğe oldukça önem verilen? ülkemizde bir hayalet gibi gezer ofiste. Kimse ona yardımcı olmaya çalışmaz, nasıl olsa gidecektir birkaç gün sonra. Staj ona göre daha çok bir defter parçasıdır. Genelde birçok mühendislik öğrencisi gibi otuz iş günlük stajını tamamlar. Ama bu oldukça uzun sürede yapılanlar bir defteri dolduramaz. Bir şekilde oradan buradan müthiş microsoft icadı kopyala/yapıştır kombinasyonunu kullanarak staj defterini ve stajını tamamlar.

Sonrası esas konumuz. En komik, en şahane, en eğitici bölüm.

Bir bilgisayar mühendisi, hangi okuldan mezun olursa olsun asla tam bir mühendis olarak mezun olamaz. Zaten kimsenin de böyle bir şeyi iddia edeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de ne yazık ki hala bilgisayar mühendisliğinden çıkan bir adam hangi bölüme, departmana girmeli ve çalışmalıdır bilinmemektedir. Bu yazıyı yazmadan önce bilgisayar mühendisi arayan ilanlara bakayım dedim. Bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim. Grafikerden tutun, ayakkabı imalatçısına, hosting sağlayıcısından reklam ajanslarına kadar herkes bizleri arıyormuş meğer. Evet evet, işsiz kalma korkunuz olmasın. J

Bu son derece normal. Bilgisayarın bu denli hayata yayılmış olması elbette çoğu sektörde çalışabilmemizi sağlamakta. Fakat komik olan şey bizlerden beklenenler. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım alanında gelişmek istiyorsa bir yazılım firmasında junior olarak işine başlayıp uzmanlaşır. İşe alım sürecinde hafif algoritma bilgisi ve daha önce kod yazmış olması esas yeterliliktir. Fakat tabi kimse böyle söylemez, işte burada komiklikler ortaya çıkmaya başlar. Örneğin bir ilan şöyle diyor: “Analist programcı aranıyor”. Bir kişiye uzman diyebilmek için -bana göre- bir konuda en az iki yıl deneyim sahibi olması gerekmektedir. Bahsedeceğim ilanla tek ortak fikrimiz bu, zira bilgisayarda, hele hele yazılımda uzman olabilmek için sabretmek ve devamlı araştırmak gerekir. Bu da kısa sürede birçok şeyin öğrenilmesini engeller.

Şunları bekliyorlarmış adaydan:

- Asp, Aspx, Php konusunda deneyimli,

- C#, C++� � ve Visual Studio.NET ile en az iki yıl uygulama geliştirmiş,

- Visual SourceSafe veya benzer ekipmanlar kullanmış,

- Oracle, SQLServer, DB2, mySql, postreSql bilen,

- Stored Procedures ve Triggers konusuna hakim,

- AJAX, CSS, JavaScript, HTML, XML bilen,

- Multi-threaded yazılım geliştirme konusunda deneyimli,

- Ve benzer mühendislik kelamları…

Bunlara ek beş yıl sektörde çalışıyor olmak, askerliğini bitirmiş olmak, otuz yaşı aşmamak, yüksek yapmak.

Şimdi ya bu adamlar ne istediğini bilmiyorlar, ya da inanılmazı başarmak istiyorlar. Ben en çok veritabanı isimlerine güldüm. Sanırım bir veritabanı kıyaslama makalesi okuyup tüm kıyaslanan dilleri yazmışlar. Asp ile Php neden yanyana onu da çözemedim. Zira alacakları kişi bir analist programcı. Bir proje lideri olsa, bunları biraz bilse yeterli diyebilirim ama otuz yaşı da geçmemiş olmalıymış?

Ben işin içinden çıkamadım. Bir de ek olarak esnek çalışma saatleri var ki? Bunun anlamı iş hayatında “geberene kadar çalışmak”tır ne yazık ki. İşini seven insanlara koymaz bu, fakat hem üç kuruş alıp hem gece yarılarına kadar çalıştırılmak nedir çözemiyorum.

Sözün özü, mezun olmadan önce “yazılım, network, donanım” fark etmez, muhakkak birisini sevin ve onda uzmanlaşmaya çalışın. Zira hayatınızı etkileyecek en önemli an o dur. Onu başardıktan sonra muhakkak gerisi gelecektir. İşi işte öğreneceğiniz doğru olsa da, işi birazcık bilmeyenler, işini sevmeyenler kendilerine göre bir iş ne yazık ki bulamayacaklardır. Bulsalar dahi mutlu olamayacakalr hep şikayet edeceklerdir. Yukarıdaki ilanı vermemin sebebi de, “bak bu kriter bana uymadı” diye ilanı kestirip atmamanız içindir. Zira o bölümdeki insan kaynakları şeysi sizin bölümünüzü hiç bilmiyor olabilir, gidip şans denemekte fayda vardır. Onların birkaç klavye vuruşu ile istedikleri şeyler, yıllar geçse de öğrenilemeyecek şeyleri içeriyor olabilir.

Umuyorum şu günceden bir gün de siz okurlarıma güzel, iç ısıtıcı haberler verebilirim. Ben en azından şu güne kadar benzer yollardan geçtim, geçiyorum. Sizi bu meslekle ilgili bilgilendirmeye nefes aldığım müddetçe devam edeceğim.

Bilgisayar Mühendisliği Rehberi

Selamlar

abdullahonden.com bir slogan taşımıyordu başta. Fakat şimdi farkettim ki burası bir bilgisayar mühendisinin, mühendislik öncesi ve mühendislik sonrası adımlarını gayet samimi bir şekilde anlatıldığı bir yol haritası, adeta bir bilgisayar mühendisliği rehberi oluvermiş ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bunun önemini yeni kavradım. Esasında hobim olmayan, ama sonradan sevdiğim araba hususunda aramalar yaparken Barış Purut Bey’in Honda Jazz bloguna rastladım. Burada arabasını ilk aldığı andan itibaren yaşadıklarını anlatmış. Ne kadar basit denebilir başta, fakat o arabayı merak edenler için bana göre “kullanma kılavuzu” ya da “uzman görüşlerinden” daha iyi, daha samimi ve açıklayıcı bir kaynak oluvermiş.

İşte bu blog da tıpkı bu bahsi geçen blog gibi. İçeriği ile “abdullah önden” kişisini hedeflemek yerine, bir insanın bilgisayar mühendisliği öğrenciliğinden, bilgisayar mühendisliğine doğru olan yaşamını anlatacak.

Hani çocukken sorarlardı: “ne olacaksın?” diye. E o zamanda cin çocuklar en yüksek paranın kazanıldığı meslekleri söylerlerdi: “mühendis, doktor, çöpçü?” gibi.
İşte dilden dile dolaşan, efsane bir meslek gibi gözüken, kolay para kazanmanın anahtarı olduğu sanılan bilgisayar mühendisliği umarım bundan sonra okurlarımız tarafından daha iyi anlaşılacaktır.

  • Sayfa 1 - 2
  • 1
  • 2
  • >