Madalyoncu

Profesyonel olarak insanım, yıllardır. Herkes gibi gözlerim kaydetti pek çok şeyi ve hala ısrarla kaydediyor bir yerlere. Güne uyandıktan sonra biraz ayılınca kafamızdaki listemize göre hayatımıza devam ediyoruz. Pek çok doğrumuz oluşmuş zamanla. Çinli bir insanın yaşam boyu edindiği doğrular ile benimkisi elbette farklı. Ama yıllar yılar içerisinde bir an dahi olsa bir his ile ortak an yaşadığımıza eminim o Çinli ile. Buna insanın içindeki “ruh çarpıntısı” ismini koydum. Hepimiz zorla bu dünyaya çekildik. İçinde bulunduğumuz toplumda yer edinebilmek için bizden öncekilerin kurallarını kabul ettik ve doğru olarak gösterdikleri yola girdik, yürüdük. Belki biraz sorguladık, belki kimine göre karşısında bile olduk ama ister karşısında ister içinde olalım, yine birilerinin istediği yerde olduk.

Yazmayı, paylaşmayı, sohbet etmeyi, dinlemeyi, gözlerimi kapatmayı hep sevdim. Çünkü gözlerimi kapatınca hayal ettim, yazınca paylaştım, sohbet edince dinlendim, dinleyince öğrendim. Bu harika ilüzyonda madalyayı arada görür gibi oluyorum, bugün de öyle gibi. Bir saniyelik de olsa o madalyayı hissettim, sallayanı gördüm. Onunla konuşmak istedim; “neden ve nereye?”. Çevremdeki ve çevrenizdeki herkes bir maratonda, öyle bir maratona döndürdük ki bu gezegeni artık bu yazdığımız yazının sonuna kadar okuyacak kişi sayısı bile çok az. Sabırsızız. Madalyoncunun istediği sınıfı hemen kabul edip detayı düşünmek bile istemiyoruz. Bazen ruh çarpıntıları ile sürüklenebiliyoruz, sonuç olarak kalp kırıklıkları elimizde dururken daha çok karmaşa ile madalyoncumuza madalyonu daha hızlı sallaması için yakarıyoruz.

Bu kötü bir şey değil elbette. Kimisi düzen der buna, kimisi oyun. Önemli olan hayat denen şeyin güzel bir deney olduğu. Benim görüşüm bu deneyde kazananlar, karşısındakini sevenlerdir. Kimisi sevme güdüsünü yitirir, kimisi sevgiye nasıl karşılık vereceğini bile unutmuştur. Burada kazananlar şüphesiz bu oyunda kalp kırmamayı tercih edenler olacaktır. Sabır size daha fazla kalp kırıntısı sunabilir ama huzurlu olursunuz. Alçakgönüllülük sizi kenara itebilir ama bir inci olduğunuz gerçeğini karartamaz. Affediciliğiniz manipüle edilebilir ama kalbiniz temiz kalır. İnsanlara iyi davranmanız başkalarının sizi kullanmasına ve üzmesine neden olabilir ama ruhunuz yorgun hissetseniz de aslında çelik gibi sağlamdır.

Bu yazının bir başlığı, girişi ya da gelişmesi yok aslında. Günlerdir pek çok yazılım kodu, yazmak istediğim metin, e-ticaret projeleri, kreatif çalışmalar, arkadaşlar, kalp kırıklıkları, hayaller, doktora, bilimsel makale, muhasebe, fatura, iade.. ve pek çok şey içerisinde boğuşuyorum. Tüm bu süreçte bir türlü geçmeyen bir ruh çarpıntım vardı, bu şekilde rahatlayacağıma emin oldum. Hem belki paylaştığımda yalnız olmadığımı da görmüş olurum dedim.

Sonuçta hepimiz aynıyız ve aynı zamanda bir o kadar farklıyız. Madalyonumuz düşene kadar da bu şekilde devam edeceğiz yolumuza, bir zaman sonra kendimizi kandırmaya o kadar alışacağız ki madalyonu, madalyoncuyu ve mutlak sonu unutmuş olacağız. Tek arzum artık nasıl bir canlı olduğuna aklımın yetmediği “kendi zamanımda” biraz da olsa insanlara faydalı olabilmek, onları mutlu edebilmek.

Umarım ben de bir gün kendi madalyoncumu unutmam.

Madalyon

Bir Cevap Yazın