RDA ile Mobil Cihazlar Üzerinde Uygulama Geliştirme

Türkiye’de pek bilinmeyen bir şey mobil uygulama geliştirme hadisesi. Bu sebeple sessizliğimi bir süreliğine mobil işlemler için bozacağım.

Ben de herkes gibi mobil cihazlara ilk baktığımda “ulen kim kullanır bunu” demiş ve pek küçümsemiştim. Zira bir bilgisayar gibi rahat gelmemişti, yazı yazmak bile çok zordu bir kere. Hem database olsa bile ne kadar büyüklükte bir boyutu kaldırabilecekti ki? Fakat elbette Microsoft bizim için pek çok şey düşünmüştü.

Mobil işlemler hala sınırlı. Elbette bluetooth, wireless gibi pek çok seçenek gelişti. Fakat bunların yaygınlaşması zaman alacaktır. Biz oldukça eski fakat gerek kullanım kolaylığı gerek pratikliği ile oldukça popüler olmuş RDA hususunda ilerleyeceğiz. Bir de merge replication var ama ona değinmeyeceğiz.

Öncelikle RDA nedir onu bir açıklayalım. RDA yani Remote Data Access, bir ana veritabanı ve buna bağlı local veritabanları arasında yapılan işlemleri sağlayan mimaridir. İyi de ne bu şimdi artist misin demeyin örnekle açıklıyorum hemen.

Bir satış temsilcisi düşünün, bu adam günde 50 firma gezecek diyelim. Firmasının sorumluluğu mümkün olduğunca elemanından verim almaktır. İşte burada mobil cihaz devreye girer. Bu adama bir PDA ya da ne varsa verilir. Adam çıkış noktasındaki servera gelir ve mobil cihazını ana servera bağlar. Sonra cihazındaki RDA ile geliştirilmiş uygulamasını açar ve kullanıcı adı şifresi ile “data alma” kısmına gelir. Bu işlem ile sunucudaki en güncel bilgileri alır ve yola koyulur. Bu bilgiler uygulamanın ihtiyaçlarına göre geliştirilir. Adamın satış rotasını çizelgeleyen, noıtlar alabileceği bir arayüz oluşturulabilir. Neyse adam gezer tozar, işlerini halleder şirketine döner. Elinde pek çok data oluşmuştur. Yine başladığı noktaya döner. Server’a cihazını bağlar, bu sefer “data gönderme” olayının gerçekleştiği ekrandan yaptığı tüm aktiviteleri içeren dataları gönderir. Böylece hem cihazı temizlenmiş, hem en son güncel bilgiler ana makineye gönderilmiş olur.

İşte bizim Mobil işlemlerimizde RDA ana mantıkta bunu yapar. Ne kadar güzel değil mi?

Peki nasıl yapar? Bir kere bizim bir IIS’e ihtiyacımız var. Bu abi cihaz ile server arasındaki local bağlantıyı sağlar. Diğer ihtiyacımız şüphesiz Microsoft Sql Server. Bir ana veritabanımız olacak ki ondan gidip bize özel dataları alalım değil mi? Alalım nereye alacağız? Evet bir de mobil cihazlar için biçilmiş kaftan olan Sql Server Compact Edition’a ihtiyacımız var. Bunu da mobil cihazımıza yükledikten sonra olan “helva yapma” hikayesine dönüyor.

RDA Ne Yapıyor?

Helvayı .net ile yapacağımızı söylemiştim. Bu platform bize üç ana fonksiyon sağlıyor. İlk ikisini yukarıda anlattım, hani data al data gönder. İşte bunları Pull ve Push fonksiyonalrı ile yapıyoruz. Pull veritabanından ilgili dataları çekmeye, push ise elimizdekileri sunucuya göndermemizi sağlar. Diğeri de SubmitSql fonksiyonudur. Bu doğrudan sunucu üstünde değişiklik yapmamızı sağlıyor. Bu pek gerekmez, ama gerekebilir de değil mi?

Konuyla ilgili müthiş bir makale zamanında csharpnedir.com’da yayınlanmış. Ben üstten bir değinmek istedim. Belki vakit bulursam pek benzeri olmayan örnekler de eklemek isterim. En azından güncel olsun. 10 yıllık bilgiler değil de son teknoloji nereye geldi öğrenmek lazım değil mi?

Hadi bakalım, iyi oldu bu yazı.

Site Ölçer ile sitenizin her şeyini öğrenin!

Dün bulduğum boş bir vaktimde her zaman aklımda olan orada burada dolaşmadan sitelerimin bilgilerini toparlayabileceğim bir site ölçüm cihazı yazdım. Belki işinize yarar diye sunuyorum. Bir de Alexa Türkiye sırasını ekleyeceğim bunu bana unutturmayın. Eğer bu fonksiyonunu ben yazdım diyorsanız lütfen paylaşın. Zira bu scripti hafif geliştirip sunmayı düşünüyorum.

Şuradan inceleyebilirsiniz:

http://www.abdullahonden.com/siteolcer

Php Sözlük Scripti Hakkında

Israrla sözlük başvuruları gelmeye devam ediyor, ücreti duyulduğunda “vay canına çok pahalı deniyor”. Oysa ki biz bu sözlüğü yıllık bir ücretle değil, tek seferlik bir ücretle sunuyoruz. Yani bir kuruyoruz, sizin oluyor. Sözlük elli yıl ayakta kalsın, yine destek olmaya çalışıyoruz.

Hadi bakalım.

Detay:
http://bilgisayarim.org/

Sözlük Demo: (demo - demo)
http://bilgisayarim.org/sozluk

Ağır ağır nefes al..

Çok ara vermeden bir yazı daha yazıyorum. Evet şaşırtıcı.

Ne diyecektim. Heh, konuşmadan önce düşünmek, hareket etmeden önce düşünmek, adım atmadan önce düşünmek.. Peki ya düşünmek yetiyor mu?

Hepsinden önemlisi temiz bir zihne sahip olmak. Eğer kafamız onunla ve bununla meşgulse nasıl ki karar verebilelim. O halde önce derin bir nefes almalı ve ağır ağır almalı… Adımlar bu şekilde atıldıktan sonra insan daha bir az pişman olacaktır.

Öncekilerin dediği gibi;

“Ağır ol ki molla sansınlar..”

Türkiye’yi Uluslararası Arenada Temsil Edecek Yazılımlar Geliştirelim!

Merhabalar

Bir süre önce blogumda daha fazla yazılım ile ilgili konuşmayacağımı söylemiştim. Zira yazılımı minik günlük notları ile geçiştirmek yerine bir komünite içinde daha detaylı tartışmak, bir şeyler üretmek daha mantıklı gelmeye başlamıştı. Şimdi onu gerçekleştirmek için elimden gelen ne varsa yapmaya hazır olduğumu düşünüyorum. Tek ihtiyacım olan desteğiniz.

Eğer siz de Türkiye’yi, kendinizi kanıtlamak istiyorsanız hepinizi bilgisayarim.org‘a davet ediyorum. Umarım bir şeyler üretebiliriz.

Yaşamak

İnsan hissettikçe yaşar, yaşadıkça hisseder. Dinler, kulak kabartır, öğrenmeye çalışır. Karaktere bürünür, rol yapar, yalan söyler, koşar, durur.

Kimileri kendilerini tanımak için bunca uğraşı verirken, kimileri her adımlarında kendilerinden biraz daha uzaklaşmak ister. Yaşamanın getirdiği büyü insanın her an nefes aldığını unutturur. Her şeyin aslında düzgün olmadığını, tek bir şeyin dahi o parlak, şahane olarak gösterilen “gelecek” denen hadiseyi yok edebileceği gerçeğini insanoğlunun unutması ne kadar da manidar.. Oysa ki tek yapılması gereken nefesi tutmaktır, öyle değil mi?

İnsan denen mahluk, her adımında, her hareketinde son denilen başlangıcı hatırlasaydı, her ürperdiğinde daha derine sakladığı korkusunu ortaya çıkartsaydı belki de bunca acı, bunca felaket yaşanmaz olurdu. Fakat insan aynı zamanda saftır, kolay inanır. İmgelere aşık olur, onların hiç bitmeyeceğini sonsuza dek mutlu kalacağını düşünür. Peki ya öyle mi? Yaşamak, nereye kadar?

Bundan Sonra

Uzun süredir yazamıyordum, bunun sebeplerini düşünmekten yazamıyordum. Neyse ki bir karara vardım.

Bundan sonra mesleğimle ilgili yazılar yazmamaya karar verdim. Buradan içimden gelen, popülerlik kaygısı taşımayan, anlamsızca yazılarla yoluma devam edeceğim sanırım.

Web Sitesi Yaptırmak!

Bu konuya daha önceden değinmiştim. Fakat biraz daha farklı bir bakış açısı ile yaklaşmam sanırım daha faydalı olacak.

Öncelikle bu konu ile ilgili iseniz, kafanızda bir “web sitesi sorusu” olmalı. Belki sahibisiniz, belki değilsiniz. Fakat bunlar okuduğunuza göre bir web sitesi nedir, ne sağlar tahmin edebiliyorsunuzdur.

Gördüğünüz üzere, Google’da iki şey aratıp buraya ulaşıp, hiç tanımadığınız kimin nesi olduğunu tahmin edemeyeceğiniz birisinin kalemini takip edebiliyorsunuz. Vay canına, böyle söyleyince sanki biraz garip geldi öyle değil mi?

O halde şunu kabul edelim, internet çok çok güçlü bir teknoloji, elbette doğru kullanıldığında. Bakın çoğu kişi bu son şeyi söylemez. Zira dünyada olduğu gibi, internette de bir “doğru” kavramı oturmuş değil. Bilişim firmalarına, yatırımlarını daha çok internet teknolojileri üstüne yapmış kurumlara gidin, göreceksiniz ki her kurum farklı bir doğruya sahip. Yani herkes farklı standartlara sahip. Fakat internet bu standartlara sahip mi? Zira internet dediğiniz şey parmak ile gösterilebilecek ya da bir sıralar pek çok kişinin düşündüğü gibi bir “microsoft internet explorer simgesi” değil ki. İnternet hayal edilemeyecek kadar büyük bir kütüphane, sinema, toplantı salonu veya limitlerinizi zorlayıp üretebileceğiniz herhangi kocaman bir “şey”. Daha zar zor anlaşılabilen bu “şeyi” kullanmak da elbette öyle kolay değil. Hele ki doğru kullanmak günümüzde ülkemizde sadece lafta kalıyor.

Para! Dünyanın çalkalanmasının sebebi. Eskiden kasların şişkinliği ve kılıçların keskinliği iken “gücü” tanımlayan unsurlar, şimdi “para” ve “teknoloji” bunların yerini almış durumda. Parası olan fakat teknolojiyi kullanamayan ya da teknolojisi olan fakat parayı bulamayan pek çok kurum hızla batmakta. Dengeyi sağlayabilenler ise güç bela ayakta kalmakta, hele ki günümüz şartlarında.

Bu sebeple bir kurum, bir web sitesi yaptırmak, kurmak istiyorsa ve o kurumun bu amacı yalnızca “görüntü ve imaj” ise, bu kurum bu web sitesinden faydalanamayacaktır diyebiliriz. Web siteleri bir kartvizit midir? Eh kimine göre evet. Peki ya web siteleri bir silah olabilir mi? Eh kimine göre de bunda şüphe hiç yok!

100 kişi çalışan sahibi olmak, iyi projeler çıkartmak, şahane web sistemleri oluşturmaya yetmez asla da yetmeyecektir. Eğer ki müşteri projesini yalnıca “imaj aracı” olarak görüyorsa, eyvah! O bir yatırımdır, yatırımlar geri dönüşüm sağlamalıdırlar, sadece geri dönüşüm de değil, kat be kat dönüşüm sağlamalıdırlar.

Bu sebeple, artık interneti bir bilim dalı olarak görmeli ve açmayı düşündüğünüz her internet sitesini bilimsel bir proje olarak düşünmelisiniz. Bunun yanında çalıştığınız insanlar da bunu bir bilimsel proje olarak görmeliler. Aksi takdirde, şu anda unutulmuş fakat pek çok sıfır dolu banknot ile açılmış web siteleri gibi sizin bu projeleriniz de, internetin kara deliklerinden birine düşecektir.

Fakat, benim gibi hayal kurmayı seven, internete farklı yaklaşımlarda bulunabilen bir adamı yakalarsanız, o zaman işler değişir. O zaman üreteceğiniz şeyin kendisinin de tıpkı bir yapay zeka gibi bir şeyler üretmeye başladığını göreceksiniz. Bu sefer siz talebe yetişemeyeceksiniz. Doğru adımlar, doğru sonuçlar doğurur. Doğru projeler, doğru adamlar ve doğru yatırımcılar ile birleştiğinde havadan şeyler değil, adam gibi şeyler üretilir.

Farklı bir projeniz olsun istiyorsanız o zaman bana nasıl bulaşacağınızı düşünmelisiniz. Aslında o kadar da düşünmenize gerek yok :) Ben burada olmaya çalışacağım sanırım.

Görüşmek üzere.

İnternetten Para Kazanın

Esasında internetten para kazanmak terimi ülkemizde korkunç yanlış anlaşılmadan ibaret. Her yerde görürsünüz “kılınızı kıpırdatmadan bin ytl kazanın” vs vs. Sizce böyle bir şey mümkün mü? Neyse konumuz aldatıcı reklam sloganları değil. Konumuz internetten para kazanmak!

Şimdi bu terime neden yanlış dediğimi belirtmek isterim. Para kazanma hadisesi dünyada hangi zamanda olursanız olun bir konuda bir emek harcadığınız takdirde gerçekleşir. Elbette şans oyunlarını bu kategori altına sokmuyorum.

İnternetten para kazanma meselesinde ise kimsenin kesin konuşabileceğini sanmam. En azından sizin düşündüğünüz o minimum uğraş, maksimum para olayı konusunda… İnternetten para kazanmak için öncelikle ciddi bir “projeye” ihtiyaç duyulmakta. Bakın proje diyorum, bir web sitesi değil. Zira web siteleri tek başlarına bir hiçtirler. Onları proje haline getiren devamlı kendi içinde, zamanın getirdikleri ile gelişmeleridir. Birkaç statik sayfa, asla üstüne uğraşılmayan bir site biliyor musunuz güçlü yatırımlar alan, iyi paralar kazandıran?

Yani para kazanmanın temel meselesi internetten para kazanmak konusunda da mevcut. Onları hatırlatmam gerekirsek:

- Zaman: Ne olursa olsun, ne kadar bol görürsek görelim zaman sınırlı bir şeydir. İyi planlanılmadığında şirketleri, projeleri, şahısları yerin dibine gömebilir. İnternet projeleri de iyi planlanılmadığında treni kaçırabilir.

- Yatırım: Her proje kendi çapında bir yatırım ister. Planını iyi yapamamış bir proje geliştiricisi, başta işe ‘yatırım yapmadan’ girişip ucuza getirmek istediği projesini birkaç yıl sonra eline yüzüne bulaştırabilir. Bu sebeple zaman-yatırım ilişkisi proje geliştirilmesi hususunda büyük önem arz etmektedir.

- İnsan gücü - Emek: Bu şüphesiz yatırım ve zaman ile doğrudan alakalı bir madde. Her projede olduğu gibi internet projeleri de belli bir iş gücüne ihtiyaç duyar. Bilişim teknolojilerinin güzelliği minimum maliyete maksimum verim alınabilen az sayıda sektörden biri olmasıdır. Fakat bu yine plansızlığı da beraberinde getirir. Kimi projeler, proje geliştiricisinin artık zaman ayıramamasından çöküş aşamasına geçmiştir. Ya da doğru bir plan yapılmamış, analizleri eksik oluşturulmuş, dökümantasyonu olmayan projeler ekip değiştikçe yeni elemanlar için devamlı bir zaman kaybı olurlar.

Göreceğiniz gibi “ben bir web sitesi açayım, para kazanayım” demek, sadece basit bir hayalden ibarettir. Öyle ki nice şahane fikir, doğru planlanamadığı için daha doğamadan yitirilmiştir.

Türkiye’ye dönecek olursak, Türkiye henüz internet teknolojilerinde taze bir ülke. Her Türk’ün şüphesiz “harika” fikirleri vardır. Fakat yukarıda saydığım pek çok şeyi gözardı eden pek çok Türk girişimci ne yazık ki “hüzünle” bu sektörden ayrılmaktadır.

Ne yapmalı? Elbette “kocaman” bağıranlardan uzaklaşmalı. Zira bir kişi ne kadar çok bir şeyi bildiğini haykırıyorsa bir hata yapıyor demektir. Farkında olmasak da kaliteli işlerin kendiliğinden hak ettikleri yerlere geldiğini görmekteyiz.

Bir de elbette bilişimin temellerini bilmeden, interneti yalnızca bir “reklam mecrası” olarak gören ve ne yazık ki sahiplenenler var ki.. Aman aman. İnsanı resmen bu sektörden soğutuyorlar. Sırf yatırımcı olduklarından “müthiş fikirler, müthiş ürünler” sahibi olduklarını düşünüyorlar. Gözlerini kaplayan bu müthiş parlaklık, yeni teknolojilerin çatır çatır yayılması ile onları büyük bir hüzne boğacaktır şüphesiz. Bu sebeple yatırımcıların da dikkatli olması gerekli. Web Trends olarak kabul ettiğimiz web 2.0, web 3.0′ın getirdiği şeylere asılıp başarı beklemek sadece gülünç. Zira zamanla internet kullanıcılarının pek çoğu user-friendly yapısından ziyade “kullanıcı doyurucu” sistemlerin arayışına geçecekler. Şunu unutmayın, teknoloji gelişiyor, insanlar yaşlanıyor, insanlar teknoloji ile birlikte yaşlanıyor. Artık o “mouse imlecini takip edemeyen” kuşak geçip giderken, sizin kadar kod yazabilecek yapıda insanlar ortaya çıkıyor. Hey, “oturursam bu sistemi bir haftada yazarım, hıh” diyen gençleri görmüyor musunuz? Herkes web sitesi uzmanı, herkes hosting satıcısı, herkes yazılımcı oluyor?

İşte bir notkadan sonra çok çok daha farklı yapılar göreceğiz. Bu sebeple gözlerini iyi açanlar, ileride çok çok kar edecekler. Umarım biz de onların arasında oluruz.

Öte

Beyaz sayfalar, koşuşturmacalar, beklentiler, beklentiler, beklentiler, beklentiler.

Aynı olma çabası. Daha iyi etiketlere kavuşma çabası, gerçekleri saklama çabası, doğruları görmeme çabası, görememe, görmek istememek.

Sırıtmak, ardından gizli gizli. Suratına tebessümler. İnsanları kullanmak. Onlara onlar gibi davranmamak, onlarla igilenmemek, ilgileniyor gibi gözükmeye çalışmak.

Kendini düşünmek. Sadece kendini. Kendin için yaşa. Sen bugünün en büyük kahramanı, rengarenk pelerinlerin sahibi, aynılığın aynısı.

Yok yok yok. Var olmak yok olmanın yolundan geçiyor. Var olmak? Kime göre var olmak. Ben var mıyım? Sen çizgilerini silmeyeceksin. Yalnızlığının tam ortasındasın kalabalıkların ortasında. Ana rahmindeki gibi şekle bürünmek istiyorsun, yapma diyorlar, karnına tekme geliyor göremediğin kişilerden. Göz pınarlarını kesmiş. Ağlıyorsun, ama ağlayamıyorsun.

Onlarınsın artık, özgürsün ama değilsin, kelepçelisin ama değilsin, ruhun var ama onların ruhu. Her adımın bir his vermiyor. Bacakların var oysa? Neden bu anlamsızlık, nedir bu sislerin sebebi? Neden kimse anlamsızlığı anlamak istemiyor?

Kokular, para, tadlar, hazlar, mmm.. Bunları kim öğretti bana! Ben kendim tadmak, kendim öğrenmek istiyorum özgür ruhun getirdiği özgür tadları. Sıradanlık.. Sıradanlığı keşfetmek istiyorum.

Sizsiniz sıradan, her yere kurallar koyan ve ona uyan. Paraya, kadına, ona buna tapınan. Ben değil. Ben siz beni etkileyin diye bir film izlemeyeceğim, siz güzel dediğiniz için bir şey yemeyeceğim, sonunu kestiremediğim için içine girmeye korktuğum şeyleri yok edeceğim. Siz.. Siz yoruyorsunuz beni tekdüzeler.

Kendimi keşfeteme vakit vermiyorsunuz. Kendimizi tanımamızı istemiyorsunuz. Artık korkmuyorum tekmelerinizden ve tükürüklerinizden ve hakaretlerinizden ve tehditlerinizden. Bu sefer ben sizin peşinizdeyim, yalanlarınızı kokluyor olacağım. Her şeyi aklıma kazıyor olacağım. Ve sonra. Sonra dünya tatlı gelmeye başlayacak, özgür olacağım. Kaçacağım buralardan. Yalnızlığımla yalnız başıma yalnız kalacağım.