Türkiye’de Yazılım Sektörü ve Gelecek

Yazılarıma dönüp baktığımda kendimi çok iyi bulmuyorum. Ama haksızlık da etmemem lazım zira “copy paste” ile “bir yerlere” gelebileceğini düşünenlerin var olduğu bir internet anlayışımız var ne yazık ki. Uzun zamandır aklıma her fikir geldiğinde, “blogumda hiç de fena durmazdı” diyorum. Bu sefer unutup gitmemesi için hemen klavyeme davrandım.

Konumuz Türkiye’de yazılım. Türkiye yapı itibari ile “uzmanlar” ülkesi. Herkes bir futbol yorumcusu, herkes en iyi şöför, herkes Türkiye’yi kurtaracak planlara sahip. Olay böyle mi?

Türkiye’de yazılım sektörü kim ne derse desin, ne istatistik gösterirse göstersin, “dengesiz bir şekilde” büyüyor. Beş yılda büyüyen ekonomi, internetin ve bilgisayarın yaygınlaşması, bunun sonucunda şüphesiz bir “talep” eğrisini oldukça yukarılara çekti. Bu fırsatı iyi değerlendiren “küçük” işletmeler, büyüdü. Peki nereye kadar?

Bilgisayar bilimleri bir yere kadar tahmin edilebiliyor. İstatistik bilimi, pek çok mühendislik alanında ana kaynaktır. Bunda elbette yıllarca gelen deneyim, yıllardır biriktirilen istatistiki kayıtların payı büyük. Fakat bilişim sektörü oldukça taze olduğundan geleceği “parlak” gözükse de, bu parlaklık insanların gözünü kör etmemeli. İlk başta sıvanan kollar, sonuçta yeterli diyebileceğimiz yazılımlar üretilmesine sebep oldu. Bunun başlıca sebebi Türkiye’de kalifiye elemanın olmaması. İşinde gerçekten doyuma ulaşmış, ya da doyuma ulaşmak için çabalayan kişiler yok, olması da pek zor. Sebebi çok basit: “Zaman kıtlığı, anlayışsızlık”. Zira bu ülkede yazılımdan para kazanmanız için bir şirketle çalışmalı, onların referansları ile yakaladıkları işleri yine onların yıllardır süregelen işleyişi ile tamamlamalısınız. Sizden beklenen bu. Kimse sizden devamlı gelişen yazılım teknolojilerini takip etmenizi beklemeyecektir. Yurt dışındaki “piyasa kodlaması” mantığı burada tamamen ters anlaşılmış durumda.

Yurt dışında bir “piyasa kodu” en iyi, en güncel yazılımlar ile yazılırken, burada sorunsuz olsun da, nasıl olursa olsun mantığı var çoğu yerde. Eleman yetiştirmek ya da “öğrenerek ilerlemek” diye bilinen işleyiş türü sanki buralara hiç uğramamış. Bu da hala dünyaca tanınan, saygı gören bir “yazılım” üretmemizi engelliyor ki bu çok korkunç bir durum. Zira Türkiye’de hiç de küçümsenemeyecek büyüklükte bir yazılım sektörü var.

Bununla ilgili birkaç yorum daha. Türkiye’den kaç adet “Open Source” proje çıkmış? Sanki hala “benim topum o, oynatmam” mantığı dolaşıyor. Örneğin birkaç sene önce giriştiğin benzer bir projede heyecanla sunumu yaptıktan sonra, kullanıcıların “warezlendi mi, kırıldı mı” gibi sorularını duyduktan sonra ne kadar üzüldüğümü söylesem azdır. Biz kırmaya, çalmaya çırpmaya, kısacası “hazıra konmaya” alışmışız. Elbette iyi niyetli uğraşlar yok değil, peki kaç adet Türk yazılım şirketi destek veriyor bu projelere? info@blablasoft.com isimli bir mail koyuyorlar web sitelerine, hani koymamışlar demesinler diye. Böyle nereye varılabilir soruyorum? Bir şirket ve elemanları bir konuda mükemmelleşebilir, peki ya talepler değişmeye rakipler artmaya ve müşteriler işin farkına varmaya başlayınca ne olacaktır?

Size söyleyeyim, kaynakları etkin bir şekilde kullanmanın anlamı işte o zaman tam anlamı ile anlaşılacak. Şu an bir yazılım ofisi on çalışanı ile yavaş yavaş ilerliyorsa bu çok üzücü. Şunu düşünmek lazım, “benim bir ekibim ve önümde yapabileceğim, dünyaya faydalı olabilecek onlarca proje var, bu ekibi sevgiyle ve deneyimle büyütmeli, onlarla fark yaratmalı ve kazancımı paylaşmalıyım.” Böyle bir mantık kaç şirkette var? Herkes bir misyon, vizyon tabelası asabilir firmasına. Peki gerçekleştirmek için tek hamle yapmadıktan sonra bunların anlamı nedir? İleride tüm bu firmalar şunu soracaklar, “neden bu haldeyiz.. Nasıl düzelebiliriz?” Yabancı kaynaklara, devasa danışmanlık firmalarına koşacaklar. Onlar bu söylediklerimden farklı şeyler söylemeyecekler.

Yazılım sektörü, en üretken, en hızlı ürün geliştirilebilen, yapımcısına en fazla haz veren bilim dallarındandır. Yazılımcı devamlı kafasında algoritmalar çizer, oturduğu yerden birkaç gün sonraki tasarımı kafasında oluşturur ve en önemlisi her zaman kendisini geliştirebileceği bir ortama sahiptir. Biz bunu bile değiştirmeye çalışabiliyoruz, özgürlüğü düşünce yapısını kısıtlamaya dahi gidebiliyoruz “şirket politikası” adı altında. Yazılımcılar sekiz dokuz saatini aynı koltukta geçirirken tek düşündükleri işlerini bir an önce bitirmek ise orada bir yanlış vardır. Zira yazılım eğlencelidir, yazılım dayanışma ister. Yazılım takip ister. Ekibi bir arada tutmak, onları sosyal bir hale getirmek, gerekirse beraber eğlenmek, hedefleri onlardan dinlemek, muhakkak fikirlerini öğrenmek, çalışanların anlamsızca gelişmesinin önüne geçmek ve her çalışan için bir gelişme planı yapmak adam akıllı her şirketin görevi olmalıdır. Zira onlar geliştikçe, şirkette gelişecek bakış açısı genişleyecektir.
Umarım bir gün biz de ne yaptığımızı, nereye gidebileceğimizi görebiliriz. Umarım bir gün bana bilgisayar bilimleri ile alakalı eğitim alan arkadaşlar “ne kadar kazanacağız” yerine “ne kazacağız, doyuma ulaşacak mıyız?” gibi sorularla gelirler. Kürekleri elimize almak oldukça basit fakat onları nasıl kullanacağımızı bilmemiz, öğrenememiz gerekli.

Facebook Application Çılgınlığı

Uzun zaman önce, kimseler sallamazken facebook ile buluşmuştum, fakat bomboş olduğundan hesabım boş boş duruyordu. Fakat hızla yükselen hatta Amerika’da bir trend haline gelen bu sistemin arkaplanını inceledim, çok da beğendim.

Daha sonra öğrendiklerimi “Facebook Application Yapmak” makalesi yazarak yayınladım. Ki bu blogum için bir dönüm noktası gibi oldu. Zira google’a facebook application geliştirmeyi soran herkes bana uğradı. Başlangıç için yeterli bir bilgi verebildim sanırım.

Fakat bu günlerde bu işin oldukça abartıldığını görüyorum. İnsanlarda yüzlerce application var ve inanılmaz bir kirlilik görüntüsü çiziyor bu. Facebook’un teknik olarak altyapısını sevsem de bir kişinin tüm hayatını bir sayfaya toparlamasına her zaman karşı çıktım. Zira bir adamın siyasi görüşünden tutun, aşk hikayesine, kendini beğenmişliğinden tutun iş hayatına her yerine burnunuzu sokabiliyorsunuz. Açıkçası bu beni rahatsız ediyor. Yan yana olsalar birbirlerine selam vermeyecek kişiler “arkadaş” oluyor.

Sanal dünyaları hep desteklemiş, birkaç tanesini kurmuş biri olarak bu kadar sanallaşmanın� fazla olduğuna kanaat getirmeye başladım. Zira artık insanlar internetten görüşmeyi yüz yüze görüşmeye tercih ediyorlar. Bir de son günlerde bir dizi çılgınlığı var ki ben de muzdaribim. Sabahlara kadar eve tıkılmaya sebep oluyor. Eskiden saatinin gelmesini beklediğimiz dizilerin yeni bölümlerini ard arda doyumsuzca izliyoruz, tıpkı “daha falza, daha fazla nutella” gibi. Daha birçok örneği siz de kafanızda şekillendirmişsinizdir sanırım. Burada o ünlü slogan ile güncemi tamamlıyorum.

Kontrolsüz güç güç değildir!

Kepler Havaya

Evet sonunda beklenen gün geldi. Beş yıl boyunca gelmez sandığımız mezuniyet gerçekleşti. Tezimi sundum, teslim ettim. Tezimi sevdiğim alan olan internet üstünde geliştirdim. Temmuz ayı ortalarında ne olduğunu kendiniz göreceksiniz.

Bu blog umarım mühendisliğe giden yolda sizlere faydalı olabilmiştir. Çok daha aktif olmayı, çok daha fazla makale yayınlamayı isterdim ancak bu kadarı elimden geldi. Bu günden sonra bilgisayar mühendisliği dışında, profesyonel olduğum ve hakkında uzun süredir sustuğum pek çok konu hakkında yazılarımı yazmaya devam edeceğim.

Görüşmek üzere.

Öss, En Büyük Yanılgılar, Tavsiyeler

Bazen ben de sıkılıyorum, diyorum kendi kendime nasıl bir makale arşivi oluşuyor yahu burada diye. Kendimin bu kadar sıkıcı olabileceğini hiç düşünmemiştim, ama dönüp bakıyorum ancak bu kadar tek düze olunur. Belki bundan sonra farklı makaleler yazarım kim bilir. Fakat bu makaleye önem veriyorum, gerekli görüyorum.

Derin nefes alın, bu yazı herkes gibi öss tokatı yemiş eski bir öss gazisi tarafından yazılmıştır.

Nereden başlasam acaba. Ailelerin endişeleri ve bunlar sonucu ortaya çıkan çocuğa garip davranma hadisesi mi? Yoksa çocuğun hayatın ilerisini göremeyişi mi?

Direk gireyim en iyisi. Öğrenci garip bir mahlukattır. Doğumundan itibaren her zaman onun yanında olduğunu, hep onun için en iyisini düşündüğünü belirten ebeveynleri vardır. Hayatının bir bölümünü dahi planlamışlardır, şurada yatacak, şurada okuyacak, şu mesleğe sahip olup şu ailenin kızıyla evlenecek, şu kadar çocuk yapacak vs vs.

Lise öğrencisi ise daha farklıdır. Ergenliği yeni atlatmıştır ve karşısına ona yıllardır anlatılagelen o büyük sınav günleri gelmiştir. Herkes ona dua edip tesbih çekmekte, o ise testler arasında boğuşmaktadır. “Selam sorusuna” “fen bölümüneyim”, “naber sorusuna” “68 net yaptım” cevabını verir hale gelmiştir. Ne var ne yok öss’dir.

Peki hayat bu kadar mıdır? Öss bittikten sonrası? Genel bakış açısı “amaaan, çocuğum iyi puan alsın da gerisi kolaydır.” Herhangi bir ideolojiyi edinmesi gerekmez. “Tek hedef yüksek puan, ileri!”.

Şimdi, elbette yüksek puanı hedeflemek çok güzel bir şey. Fakat bu yalnız başına asla yeterli değildir. Çocuğun karakterini bilen ve buna en uygun mesleği önermesi gereken yine ebeveynleridir. Zira onlar hayat tecrübesi olan, iyi kötü bir şeyler edinmiş kişilerdir. Lakin bu onlara çocuğunu istediği gibi yönetme hakkını vermez. Çocuk diye görülen şahıslar bundan birkaç sene sonra aileleri tarafından “tanınamayacak” insanlara dönüşebilirler. Evet bunu yanlış bir meslek seçimi yapabilir.

Bunun için meslek seçimini yapmadan önce bir öss öğrencisi durup nefes almalı, hayatın bir test olmadığını anlamalıdır. Aynanın karşısına geçip bir tur atmalı, ellerini açıp avuç içlerini incelemeli ve belki de kendisinin de bir “insan” olduğunu hatırlamalıdır. Bundan sonra ciddi olarak zihnini, hayallerini, gücünü saptamalıdır. Kırılgan, sabırsız, insanlarla iletişimi zor olan bir çocuğu sırf ailesi istiyor diye “doktor” yapmak bir felakete yol açabilir, açıyor da. Hayatı bilgisayar karşısında oyun oynayarak geçmiş bir çocuğu da “bilgisayar mühendisliğine” zorlamak büyük bir hata olabilir. Zira oyun ve bilgisayar farklı şeylerdir.

Bu sebeple muhakkak, çocuk ile konuşulmalı, birlikte hareket edilmeli, çocuğa yavaş yavaş karar vermesi gerektiği hatırlatılmalı, acele etmemesi gerektiği söylenmelidir. Ama muhakkak bir hedefe yönlendirilmelidir. Böylece genç yalnızca bir test çözmediğini, aynı zamanda mühendisliğinin temellerini attığını hayal edebilecek, ipi bırakmak yerine daha sıkı tutmaya başlayacaktır.

Buradan son bir sesleniş yapmamız gerekirse;

“Ey genç!

Sen birkaç yıl sonra bir ofiste kafanı duvarlara vurabilirsin, ya da bir kimya fabrikasında sıkılarak volta atabilirsin. Mesleğini iyi düşün, zira o sana hep yapışıp kalacaktır. Kazanacağın okul o kadar da önemli değil, puanın da öyle. Sen mesleğine odaklan. Kendine yakışanı ve sevdiğini düşündüğün mesleği bul. Ondan sonrası gelecektir.”

“Ey ebeveyn!

Çocuğunu sıkıştırma. Ona güven, ona ilham ver. Gençlikte oturacak yanlış doğrular, bir insanın hayatını mahvedebilir. Ona kendi doğrularını yükleme, ona özgürlük ver, ona seçme hakkı tanı. Ama başıboş da bırakma, muhakkak yol göster ve asla unutma, çocuğun başarısız dahi olsa o senin biricik yarundur. Onu sakın üzme, zira ileride yaptıklarına pişman olacak olan bir tek sen olacaksın.”

Haydi selametle.

İnternet Sitesi Yaptırmak?

Bedava internet sitesi!

Sizin de bir web siteniz olsun!

5 dakikada web sitesi!,

Vay canına..

Bundan yedi sekiz sene önce her yer böyle idi. Türkiye’de internet anlayışı değişecek sandık, ama hala aynı teraneleri görüyoruz.

Bir kere Frontpage, Dreamviewer gibi programlar ile iki resim koyup, iki font bold eden arkadaşlar web sitesi sahibi olduklarını düşünüyor, hatta kimileri kendilerine bir isim de koyuyorlar; webmaster. Yani öyle aştık ki biz master olduk abi, guru olduk.

Günümüzde internet ve internet sayfalarıyla ilgili diğer bir klişe de “kanun geliyor, site yaptırın, yaptırmazsanız bittiniz” gibilerden tehditvari sloganlarla müşteri kovalama çabaları. Şimdi kimse bu yasanın getirilerini bilmiyor, gelin sitenizi yapalım diyen adamlar da kanunun istediklerini bilmiyorlar. Tek çıkarları iki klavye vuruşu ile hazır template web sitelerinin sloganlarını, paragraflarını değiştirmek ve “tataa” alın size web sitesi. “Ne yani, bir alanadın var, explorera giriyorsun ve karşına bir site geliyor, daha ne istiyorsun.”

Türkiye’de internete global şekilde yaklaşan az kurum var. İnternet kullanıcı ile kullanıcıya seçenekler sunan web sitesini bir göz temasına getirebilen yegane kuvvetli araç. Karşınızdaki sizin her hamlenizi yapmaya hazır, ileri git dersiniz gider, geri dön dersiniz döner. O sizde ise sizden bir şeyler almak ister. Fakat bunu verebilmek, onunla iyi anlaşmak henüz buraların önemli konularından değil. “Bir web sitemiz olsun da itibarımız sarsılmasın” anlayışı oturmuş durumda.

Bir de böyle Flash animasyonları, filmler böyle çicekler böcekler. Yahu, ben bir anahtar firmasının web sitesinden ne bekleyebilirim ? Bunu düşünmek önemli olan. Siz ona animasyonlar sunun efendime söyleyeyim böyle uçan anahtarlar yapın o onu ilgilendirmemektedir. Adam oraya şubelerinizi öğrenmeye gelmiştir belki. Ona en etkili, en hızlı belki görsel biçimde bunu anlatacak bir yapıya sahip olması önemlidir sitenizin.

Son zamanlarda buna biraz da olsa dikkat ediliyor, ama bu dünyaya baktığımızda Türkiye’de çok çok az. Bakın çoğu yerde “design engineer” lar var. Bu adamlar sitenizin mouse imlecinden tutun, arama butonunun şekline kadar, menülerinizin yatay, dikey olmasından sayfanızın üç sütunlu olmasına kadar bizim “ne var yahu, onu biz tasarlarken zaten düşünüyoruz” dediğiniz şeylerden kamyon kadar para kazanıyorlar.

Neden? Çünkü bir web sitesinin milyonlarca dolar getirebileceğini keşfetmişler.

İşte Türkiye bunu keşfetme arefesinde. Dileğim o dur ki bunu kötü deneyimlerle kefşetmeyelim. Bizim en kötü şansımız burada ilşini seven adamların işini yapamaması. Yıllarca matbaalarda dolaşmış, artık işsizlikten web siteleri yapmaya başlamış ajanslar ellerindeki işe ne yazık ki bir mühendislik işi gibi yaklaşamıyorlar. Bunu da beklemek doğru değil zaten. Burada esas problem müşterilerin yaklaşımı.

Umuyorum yakın zamanda bu problem de anlaşılacaktır.

İnternet, Web 2.0, Ajax, .Net, Framework, Intellisense vs. vs. ve Gelecek

Uzun bir aradan sonra merhaba.

Düşünüyorum da doğumumuzdan itibaren başkaları tarafından belirlenmiş bir istikamette, onların sınırladıkları duvarlar arasından süzülüyoruz. Kimimiz önden kimimiz arkadan birbirini takip ediyor. Fakat herkesin yolu ortak. Bunu büyük bir damar olarak düşünebiliriz, içinde milyonlarca kılcal damar var. Herkesin yolu ayrı gözükse de, herkes esasında aynı yolda.

Ne ki şimdi bu dediğinizi duyar gibiyim. Herkes bilgisayar ve dolayısı ile teknolojinin inanılmaz hızlı gelişiminden yakınır. Kimileri artık yeni teknolojileri öğrenemediğini söyler. Fakat her zaman birileri öğrenir, bir yere kadar karnını doyurur sonra yine upgrade olur.

Bundan 7-8 sene önce, çok uzun gelmiyor daha dün gibi sanki, her yer Java Applet’leri ile doluydu. Dhtml menüler zortlar, sayfalar gereksiz efektlerle açılır, çoğu sitenin arkasında midiler çalardı. Anımsarsanız yüzünüzde tebessüm olacaktır değil mi?

Fakat şimdi dönüp inşaa ettiğimiz şeylere baktığımızda farklı bir tebessüm var yüzümüzde. Belki gurur denebilir buna. Neden? Oldukça optimize edilmiş, tablesız, MVC sistemlerini sonuna kadar kullanan, kimilerinin küçümsediği o internet sistemleri artık bir sanat olmuş durumda.

Peki acaba bundan sonra ne olacak. Romalılar gibi doyuma ulaşıp yerle bir mi olacağız? Ben pek sanmıyorum. Dedimya, yeni doğanlar için yeni yolları biz geliştiriyoruz zaten. Daha şimdiden birbirinin aynı, taklidi, klon onlarca sistem doldu. İnternet sanal bilgi alanı olmaktan ziyade bir çöplük oldu. Bunu fark eden, bilgileri toparlayıcı hedefi olan sistemler yükselişe geçti ki en güzel örneği Facebook ve Youtube sanırım.

Sağa bakıyorsunuz ajaxla süslenmiş içeriği olmayan binlerce blog, sola bakıyorsunuz binlerce dostluk sitesi, forumlara değinmeyeceğim bile. Fakat artık browser içinden çalışan ve birilerinin “bak bu güzel” diyip herkesin “huraa” diyerek saldırdığı web 2.0 denen şeyin de sonu geliyor gibi. Zira web 3.0′ın çıkacağı da duyuruldu. Gelişen internet bağlantılarının faydasıyla ben artık daha gelişmiş browserların ortaya çıkacağını, klasik sunucu-istemci olayının text based ya da max. flash arayüzlü sistemler yerine oldukça işlevsel, olmazsa olmaz sistemlere geçiş yapılacağını düşünüyorum.

En azından düşünüyorum evet. Zira sıkıldım artık Ajax’tan, word press’ten, rss’ten, css’ten. Artık aynı kokuyor sanki hepsi. Bu doyuma ulaşmanın farkında olan Microsoft SilverLight’ı çıkartmayı deniyor, ama acaba ne denli başarılı olacak.

Sözün özü şu güne kadar öğrendiğim tek şey, siz teknolojiyi yaratın kazanın. Siz teknolojiyi taklit edin az kazanın. Siz doyuma ulaşmış sistemleri kullanın kaybedin.

Bilgisayar Mühendisinin İş Arama&Bulma Süreci

En ilginç anların yaşanacağı, belki de en korkulan, arzulanan süreçten bahsedeceğim bugün.

Başından beri diyoruz ki anlaşılamadık. Kendimiz dahi başladığımız ve içinde bulunup sürüklendiğimiz sürecin sonunu kestiremiyorduk. Fakat kimsenin durdurmaya gücünün yetemediği zaman o mutlak sona bizi itiyordu. Mezuniyet!..?

Bir yandan 16 yıllık artık uzmanı olduğumuz eğitim hayatımıza güle güle demek için yanıp tutuşurken, bir yandan da tamamen uzağında bulunduğumuz iş dünyasına yanaşıyorduk ağır ağır. Peki bu süreç nasıl işliyor? Neler hayal ediyoruz, neleri görüyoruz yavaş yavaş.

Çoğu bilgisayar mühendisliği öğrencisi ilk senelerinde tamamen bulutlar üzerindedir. Şöyle geçmişine bakacak olursak: hedefi güzel bir üniversitede hayalini kurduğu bölümü kazanmaktır. Bunun için yüzseksen soruluk sınav için senelerce hazırlanır. Test kitabının cevap anahtarını daha az açmaya başladıkça hedefine yaklaşır ve nihayet ona ulaşır. Fakat iş yeni başlıyordur.

Sonraki senelerde gerçeği görmeye başlar. Asla hayallerin tam anlamıyla gerçeğe dönüşemediği gerçeğini. Buna kimi hayat okulu, kimi gerçek hayat dese de o öğrenciliğine devam eder. Hep dinler. Herkes tavsiyede bulunur, herkes her şeyi en iyi bilir. Bu çocuğun kafasının neden karışık olduğuna anlam veremezler. Şahane bir hayat onu bekliyordur. Gerisi hikayedir. Ama çocuğa göre ya kör olmuştur, ya da artık eskisi gibi arzulamamaktadır mesleğini.

Esasında çok önemli olan staj seneleri eğer çok şanslı değilse saate bakarak geçer. Gençliğe oldukça önem verilen? ülkemizde bir hayalet gibi gezer ofiste. Kimse ona yardımcı olmaya çalışmaz, nasıl olsa gidecektir birkaç gün sonra. Staj ona göre daha çok bir defter parçasıdır. Genelde birçok mühendislik öğrencisi gibi otuz iş günlük stajını tamamlar. Ama bu oldukça uzun sürede yapılanlar bir defteri dolduramaz. Bir şekilde oradan buradan müthiş microsoft icadı kopyala/yapıştır kombinasyonunu kullanarak staj defterini ve stajını tamamlar.

Sonrası esas konumuz. En komik, en şahane, en eğitici bölüm.

Bir bilgisayar mühendisi, hangi okuldan mezun olursa olsun asla tam bir mühendis olarak mezun olamaz. Zaten kimsenin de böyle bir şeyi iddia edeceğini düşünmüyorum. Türkiye’de ne yazık ki hala bilgisayar mühendisliğinden çıkan bir adam hangi bölüme, departmana girmeli ve çalışmalıdır bilinmemektedir. Bu yazıyı yazmadan önce bilgisayar mühendisi arayan ilanlara bakayım dedim. Bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim. Grafikerden tutun, ayakkabı imalatçısına, hosting sağlayıcısından reklam ajanslarına kadar herkes bizleri arıyormuş meğer. Evet evet, işsiz kalma korkunuz olmasın. J

Bu son derece normal. Bilgisayarın bu denli hayata yayılmış olması elbette çoğu sektörde çalışabilmemizi sağlamakta. Fakat komik olan şey bizlerden beklenenler. Bir bilgisayar mühendisi, yazılım alanında gelişmek istiyorsa bir yazılım firmasında junior olarak işine başlayıp uzmanlaşır. İşe alım sürecinde hafif algoritma bilgisi ve daha önce kod yazmış olması esas yeterliliktir. Fakat tabi kimse böyle söylemez, işte burada komiklikler ortaya çıkmaya başlar. Örneğin bir ilan şöyle diyor: “Analist programcı aranıyor”. Bir kişiye uzman diyebilmek için -bana göre- bir konuda en az iki yıl deneyim sahibi olması gerekmektedir. Bahsedeceğim ilanla tek ortak fikrimiz bu, zira bilgisayarda, hele hele yazılımda uzman olabilmek için sabretmek ve devamlı araştırmak gerekir. Bu da kısa sürede birçok şeyin öğrenilmesini engeller.

Şunları bekliyorlarmış adaydan:

- Asp, Aspx, Php konusunda deneyimli,

- C#, C++� � ve Visual Studio.NET ile en az iki yıl uygulama geliştirmiş,

- Visual SourceSafe veya benzer ekipmanlar kullanmış,

- Oracle, SQLServer, DB2, mySql, postreSql bilen,

- Stored Procedures ve Triggers konusuna hakim,

- AJAX, CSS, JavaScript, HTML, XML bilen,

- Multi-threaded yazılım geliştirme konusunda deneyimli,

- Ve benzer mühendislik kelamları…

Bunlara ek beş yıl sektörde çalışıyor olmak, askerliğini bitirmiş olmak, otuz yaşı aşmamak, yüksek yapmak.

Şimdi ya bu adamlar ne istediğini bilmiyorlar, ya da inanılmazı başarmak istiyorlar. Ben en çok veritabanı isimlerine güldüm. Sanırım bir veritabanı kıyaslama makalesi okuyup tüm kıyaslanan dilleri yazmışlar. Asp ile Php neden yanyana onu da çözemedim. Zira alacakları kişi bir analist programcı. Bir proje lideri olsa, bunları biraz bilse yeterli diyebilirim ama otuz yaşı da geçmemiş olmalıymış?

Ben işin içinden çıkamadım. Bir de ek olarak esnek çalışma saatleri var ki? Bunun anlamı iş hayatında “geberene kadar çalışmak”tır ne yazık ki. İşini seven insanlara koymaz bu, fakat hem üç kuruş alıp hem gece yarılarına kadar çalıştırılmak nedir çözemiyorum.

Sözün özü, mezun olmadan önce “yazılım, network, donanım” fark etmez, muhakkak birisini sevin ve onda uzmanlaşmaya çalışın. Zira hayatınızı etkileyecek en önemli an o dur. Onu başardıktan sonra muhakkak gerisi gelecektir. İşi işte öğreneceğiniz doğru olsa da, işi birazcık bilmeyenler, işini sevmeyenler kendilerine göre bir iş ne yazık ki bulamayacaklardır. Bulsalar dahi mutlu olamayacakalr hep şikayet edeceklerdir. Yukarıdaki ilanı vermemin sebebi de, “bak bu kriter bana uymadı” diye ilanı kestirip atmamanız içindir. Zira o bölümdeki insan kaynakları şeysi sizin bölümünüzü hiç bilmiyor olabilir, gidip şans denemekte fayda vardır. Onların birkaç klavye vuruşu ile istedikleri şeyler, yıllar geçse de öğrenilemeyecek şeyleri içeriyor olabilir.

Umuyorum şu günceden bir gün de siz okurlarıma güzel, iç ısıtıcı haberler verebilirim. Ben en azından şu güne kadar benzer yollardan geçtim, geçiyorum. Sizi bu meslekle ilgili bilgilendirmeye nefes aldığım müddetçe devam edeceğim.

Bilgisayar Mühendisliği Rehberi

Selamlar

abdullahonden.com bir slogan taşımıyordu başta. Fakat şimdi farkettim ki burası bir bilgisayar mühendisinin, mühendislik öncesi ve mühendislik sonrası adımlarını gayet samimi bir şekilde anlatıldığı bir yol haritası, adeta bir bilgisayar mühendisliği rehberi oluvermiş ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bunun önemini yeni kavradım. Esasında hobim olmayan, ama sonradan sevdiğim araba hususunda aramalar yaparken Barış Purut Bey’in Honda Jazz bloguna rastladım. Burada arabasını ilk aldığı andan itibaren yaşadıklarını anlatmış. Ne kadar basit denebilir başta, fakat o arabayı merak edenler için bana göre “kullanma kılavuzu” ya da “uzman görüşlerinden” daha iyi, daha samimi ve açıklayıcı bir kaynak oluvermiş.

İşte bu blog da tıpkı bu bahsi geçen blog gibi. İçeriği ile “abdullah önden” kişisini hedeflemek yerine, bir insanın bilgisayar mühendisliği öğrenciliğinden, bilgisayar mühendisliğine doğru olan yaşamını anlatacak.

Hani çocukken sorarlardı: “ne olacaksın?” diye. E o zamanda cin çocuklar en yüksek paranın kazanıldığı meslekleri söylerlerdi: “mühendis, doktor, çöpçü?” gibi.
İşte dilden dile dolaşan, efsane bir meslek gibi gözüken, kolay para kazanmanın anahtarı olduğu sanılan bilgisayar mühendisliği umarım bundan sonra okurlarımız tarafından daha iyi anlaşılacaktır.

Php Sözlük Scripti

Ekşi sözlük ile beraber oldukça popülerleşen internet platformlarından biri sözlükler oldu. Biz de bir şekilde girişmiştik vampircik.com ile. Daha sonra kodlar dağıldı falan filan. Ortalarda open source olduğu söylenen, fakat open source mantığının yanından dahi geçmeyen bir hazır sözlük mevcut. Öyle ki geliştiricileri belirli açıklar bırakıp dikkatsiz kişileri istediklerinde yokediyorlar.

Neyse. Bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen google amcadan geldiniz. Ben de size diyorum ki, vampircik.com’u geliştiren bizler masraflarımızı karşılamak ve aynı zamanda klonları bari adam gibi kodlarla internete sunmak için size fırsat sunuyoruz.

Php ile yazılmış bir sözlük mü arıyorsunuz, güvenli ve bol destekli keyifli bir ekip mi arıyorsunuz? Ayrıca üstüne bu adamlar bilgisayar mühendisi mi olsun istiyorsunuz?

O halde çözüm için http://www.bilgisayarim.org adresinden bize ulaşabilirsiniz. Unutmayın, sözlük sistemimiz ücretlidir. Gereksiz taleplerde bulunmayınız.

Sözlük 3′ü Test Edin

Kullanıcı: demo
Şifre: demo

PHP ve MySql ile İnternet Programlamaya Giriş

Buraya tıklayarak internet programlama, php ve mysql hakkında yazdığım oldukça doyurucu bir makaleye ulaşabilirsiniz.