Türkiye’de Yazılım Sektörü ve Gelecek

Yazılarıma dönüp baktığımda kendimi çok iyi bulmuyorum. Ama haksızlık da etmemem lazım zira “copy paste” ile “bir yerlere” gelebileceğini düşünenlerin var olduğu bir internet anlayışımız var ne yazık ki. Uzun zamandır aklıma her fikir geldiğinde, “blogumda hiç de fena durmazdı” diyorum. Bu sefer unutup gitmemesi için hemen klavyeme davrandım.

Konumuz Türkiye’de yazılım. Türkiye yapı itibari ile “uzmanlar” ülkesi. Herkes bir futbol yorumcusu, herkes en iyi şöför, herkes Türkiye’yi kurtaracak planlara sahip. Olay böyle mi?

Türkiye’de yazılım sektörü kim ne derse desin, ne istatistik gösterirse göstersin, “dengesiz bir şekilde” büyüyor. Beş yılda büyüyen ekonomi, internetin ve bilgisayarın yaygınlaşması, bunun sonucunda şüphesiz bir “talep” eğrisini oldukça yukarılara çekti. Bu fırsatı iyi değerlendiren “küçük” işletmeler, büyüdü. Peki nereye kadar?

Bilgisayar bilimleri bir yere kadar tahmin edilebiliyor. İstatistik bilimi, pek çok mühendislik alanında ana kaynaktır. Bunda elbette yıllarca gelen deneyim, yıllardır biriktirilen istatistiki kayıtların payı büyük. Fakat bilişim sektörü oldukça taze olduğundan geleceği “parlak” gözükse de, bu parlaklık insanların gözünü kör etmemeli. İlk başta sıvanan kollar, sonuçta yeterli diyebileceğimiz yazılımlar üretilmesine sebep oldu. Bunun başlıca sebebi Türkiye’de kalifiye elemanın olmaması. İşinde gerçekten doyuma ulaşmış, ya da doyuma ulaşmak için çabalayan kişiler yok, olması da pek zor. Sebebi çok basit: “Zaman kıtlığı, anlayışsızlık”. Zira bu ülkede yazılımdan para kazanmanız için bir şirketle çalışmalı, onların referansları ile yakaladıkları işleri yine onların yıllardır süregelen işleyişi ile tamamlamalısınız. Sizden beklenen bu. Kimse sizden devamlı gelişen yazılım teknolojilerini takip etmenizi beklemeyecektir. Yurt dışındaki “piyasa kodlaması” mantığı burada tamamen ters anlaşılmış durumda.

Yurt dışında bir “piyasa kodu” en iyi, en güncel yazılımlar ile yazılırken, burada sorunsuz olsun da, nasıl olursa olsun mantığı var çoğu yerde. Eleman yetiştirmek ya da “öğrenerek ilerlemek” diye bilinen işleyiş türü sanki buralara hiç uğramamış. Bu da hala dünyaca tanınan, saygı gören bir “yazılım” üretmemizi engelliyor ki bu çok korkunç bir durum. Zira Türkiye’de hiç de küçümsenemeyecek büyüklükte bir yazılım sektörü var.

Bununla ilgili birkaç yorum daha. Türkiye’den kaç adet “Open Source” proje çıkmış? Sanki hala “benim topum o, oynatmam” mantığı dolaşıyor. Örneğin birkaç sene önce giriştiğin benzer bir projede heyecanla sunumu yaptıktan sonra, kullanıcıların “warezlendi mi, kırıldı mı” gibi sorularını duyduktan sonra ne kadar üzüldüğümü söylesem azdır. Biz kırmaya, çalmaya çırpmaya, kısacası “hazıra konmaya” alışmışız. Elbette iyi niyetli uğraşlar yok değil, peki kaç adet Türk yazılım şirketi destek veriyor bu projelere? info@blablasoft.com isimli bir mail koyuyorlar web sitelerine, hani koymamışlar demesinler diye. Böyle nereye varılabilir soruyorum? Bir şirket ve elemanları bir konuda mükemmelleşebilir, peki ya talepler değişmeye rakipler artmaya ve müşteriler işin farkına varmaya başlayınca ne olacaktır?

Size söyleyeyim, kaynakları etkin bir şekilde kullanmanın anlamı işte o zaman tam anlamı ile anlaşılacak. Şu an bir yazılım ofisi on çalışanı ile yavaş yavaş ilerliyorsa bu çok üzücü. Şunu düşünmek lazım, “benim bir ekibim ve önümde yapabileceğim, dünyaya faydalı olabilecek onlarca proje var, bu ekibi sevgiyle ve deneyimle büyütmeli, onlarla fark yaratmalı ve kazancımı paylaşmalıyım.” Böyle bir mantık kaç şirkette var? Herkes bir misyon, vizyon tabelası asabilir firmasına. Peki gerçekleştirmek için tek hamle yapmadıktan sonra bunların anlamı nedir? İleride tüm bu firmalar şunu soracaklar, “neden bu haldeyiz.. Nasıl düzelebiliriz?” Yabancı kaynaklara, devasa danışmanlık firmalarına koşacaklar. Onlar bu söylediklerimden farklı şeyler söylemeyecekler.

Yazılım sektörü, en üretken, en hızlı ürün geliştirilebilen, yapımcısına en fazla haz veren bilim dallarındandır. Yazılımcı devamlı kafasında algoritmalar çizer, oturduğu yerden birkaç gün sonraki tasarımı kafasında oluşturur ve en önemlisi her zaman kendisini geliştirebileceği bir ortama sahiptir. Biz bunu bile değiştirmeye çalışabiliyoruz, özgürlüğü düşünce yapısını kısıtlamaya dahi gidebiliyoruz “şirket politikası” adı altında. Yazılımcılar sekiz dokuz saatini aynı koltukta geçirirken tek düşündükleri işlerini bir an önce bitirmek ise orada bir yanlış vardır. Zira yazılım eğlencelidir, yazılım dayanışma ister. Yazılım takip ister. Ekibi bir arada tutmak, onları sosyal bir hale getirmek, gerekirse beraber eğlenmek, hedefleri onlardan dinlemek, muhakkak fikirlerini öğrenmek, çalışanların anlamsızca gelişmesinin önüne geçmek ve her çalışan için bir gelişme planı yapmak adam akıllı her şirketin görevi olmalıdır. Zira onlar geliştikçe, şirkette gelişecek bakış açısı genişleyecektir.
Umarım bir gün biz de ne yaptığımızı, nereye gidebileceğimizi görebiliriz. Umarım bir gün bana bilgisayar bilimleri ile alakalı eğitim alan arkadaşlar “ne kadar kazanacağız” yerine “ne kazacağız, doyuma ulaşacak mıyız?” gibi sorularla gelirler. Kürekleri elimize almak oldukça basit fakat onları nasıl kullanacağımızı bilmemiz, öğrenememiz gerekli.

3 Comments

  1. Barış dedi ki:

    Akıcı bir diliniz var. Keyifle okudum. Anlaşılan 2008 yılından bu yana pek birşey değişmemiş.

  2. Halil Ramazan dedi ki:

    çok güzel ve bilgi verici bir konu teşekkürler… devamını beklerım

Bir Cevap Yazın