İnsan hissettikçe yaşar, yaşadıkça hisseder. Dinler, kulak kabartır, öğrenmeye çalışır. Karaktere bürünür, rol yapar, yalan söyler, koşar, durur.
Kimileri kendilerini tanımak için bunca uğraşı verirken, kimileri her adımlarında kendilerinden biraz daha uzaklaşmak ister. Yaşamanın getirdiği büyü insanın her an nefes aldığını unutturur. Her şeyin aslında düzgün olmadığını, tek bir şeyin dahi o parlak, şahane olarak gösterilen “gelecek” denen hadiseyi yok edebileceği gerçeğini insanoğlunun unutması ne kadar da manidar.. Oysa ki tek yapılması gereken nefesi tutmaktır, öyle değil mi?
İnsan denen mahluk, her adımında, her hareketinde son denilen başlangıcı hatırlasaydı, her ürperdiğinde daha derine sakladığı korkusunu ortaya çıkartsaydı belki de bunca acı, bunca felaket yaşanmaz olurdu. Fakat insan aynı zamanda saftır, kolay inanır. İmgelere aşık olur, onların hiç bitmeyeceğini sonsuza dek mutlu kalacağını düşünür. Peki ya öyle mi? Yaşamak, nereye kadar?
